Aksakallı: Ömer’in örtüsünü kaldırıp alnından öptüm

Özel Kuvvetler Komutanlığını ele geçirmek isteyen cuntacı general Terzi’yi vurarak FETÖ’nün darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Halisdemir’i şehit eden darbecilerin yargılandığı davada Özel kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın üç gün önce ifade verdiği ortaya çıktı.

Eklenme: 20 Mart 2017 - 16:13 / Son Güncelleme: 20 Mart 2017 - 17:34 / Editör: Ferhat Esnek

Özel Kuvvetler Komutanlığını (ÖKK) ele geçirmek isteyen cuntacı general Semih Terzi’yi vurarak Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir’i şehit eden darbecilerin yargılandığı davada tanık olarak ifade veren ÖKK Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı, o gece şehit Halisdemir ile sekiz kez telefonla görüştüğünü belirterek, “Son görüşmemizde kendisi güvendiğim bir asker olduğu için ve Semih Terzi’nin de karargah binasına geleceğini öğrendiğimiz için Terzi’nin hain olduğunu, darbeci olduğunu söyleyerek onu öldürmesi emrini verdim. Hatta bu konuşmamızda bu olayın sonunda şehadet olduğunu da belirttim ve hakkını helal etmesini istedim.” dedi.

Davanın görüldüğü Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı İsmail Ademoğlu, önceki duruşmada tanık olarak dinlenmesine karar verilen ÖKK Komutanı Korgeneral Aksakallı’nın, duruşma günü il dışında olacağını belirttiğini, bu nedenle celse açılarak ifadesinin alındığını bildirdi.

İfade tutanağına göre Aksakallı, tanık olarak verdiği ifadesinde 15 Temmuz günü Genelkurmay 2. Başkanlığında yapılacak “Terörle Mücadele” toplantısına katılmak için birlikten çıkarak, Genelkurmay Karargahına geldiğini söyledi.

Toplantıya gelmeden önce darbeci general Semih Terzi’nin, babasının rahatsızlandığını söyleyerek kendisinden izin istediğini belirten Aksakallı, kendisinin de Özel Kuvvetler kurye uçağından yararlanarak Ankara’ya babasını ziyarete gelmesine izin verdiğini anlattı.

Genelkurmay Karargahında, saat 14.00’te başlayan toplantıda, tahmini saat 16.00 gibi Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in önüne bir not bırakılması üzerine, Güler’in toplantıdan ayrıldığını söyleyen Aksakallı, ardından da toplantıya başkanlık eden Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı’nın önüne bir not konulduğunu aktardı.

Aksakallı, “Notu okuyan Kurmay Başkanı da salondan ayrılınca ters giden bir şeyler olduğunu hissettim. Her ikisinin de toplantı salonundan ayrılmasından sonra Genelkurmay MEBS Başkanı Uğur Tarçın toplantıya başkanlık ediyordu. Onun izniyle toplantıdan ayrıldım. Komuta katına çıktım. Koridordaki bir görevliye Genelkurmay İkinci Başkanımızın nerede olduğunu sordum. O da bana Genelkurmay Başkanı’nın yanında olduğunu, aynı zamanda yanlarında MİT Müsteşarı’nın ya da yardımcısının olduğunu söyledi. Birtakım şeyler ters gidiyordu ancak ne olduğunu anlayamamıştım.” ifadelerini kullandı.

Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığındaki eylemlerde, darbeci general Semih Terzi’yi vurarak olayların seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir’in şehit edilmesine dair sanıklar yargılanmak üzere Ankara Adliyesi’ne getirildi. Duruşmaya tutuklu sanık Fatih Şahin (sağ 2) ve Mihrali Atmaca (sağ 4) de getirildi. Adliye önünde toplanan çok sayıda vatandaş, sanıkları protesto etti. Bazı vatandaşlar, sanıklara ip attı. ( Fatih Kurt – Anadolu Ajansı )

Bu sırada, sonradan darbeci olduğu anlaşılan Tuğgeneral Mehmet Partigöç ile koridorda karşılaştığını, Partigöç’ün çok telaşlı olduğunu söyleyen Aksakallı, “Yüzü de adeta kızamık şekeri gibi kıpkırmızı idi. Bu durumu görünce hasta olup olmadığını sordum. O da ‘Yok komutanım, iyiyim, bir şey yok.’ dedi. Tekrar toplantıya girdim.” diye konuştu.

Aksakallı, toplantının saat 19.00 gibi sona erdiğini, yeniden Genelkurmay İkinci Başkanı ile görüşmek için komuta katına çıktığını, İkinci Başkan’ın, Genelkurmay Başkanı’nın yanında olduğunu söylediklerini aktaran Aksakallı, şöyle devam etti:

“Biraz koridorda oyalandım. Daha sonra o gün kızı evlenecek olan ve hastalığı nedeniyle tedavi gören Tümgeneral Burhanettin Aktı’nın düğününe davetli olduğumuzu hatırladım. Bana düğün için hediyeyi takdim görevi de verilmişti. Daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanı’nın, düğüne katılacağı ve hediyeyi takdim edeceği tarafıma iletildi. Toplantı sonrasında yeniden Kuvvet Komutanı’nın düğüne katılamayacağı ve hediyeyi takdim edeceğim söylendi. Saat 20.00 gibi icra edilecek düğüne katılmak amacıyla Beştepe’de bulunan Gazi Orduevi’ndeki düğüne gitmek üzere eşim ve araç şoförüm Aykut Yurtseven ile sivil aracımla evimden çıktım. Salona girmek üzereyken düğün sahibine takdim edilecek hediye çeki tarafıma verildi. Oturacağım masa gösterildiğinde askeri protokol ve teamüllere uymayacak şekilde salonun en arkasındaki masaya oturma planına yerleştirildiğimizi hatta sırtımızın sahneye dönük olduğunu tespit ettim ve biraz da bunun doğru olmadığını düşündüm. Aynı masada dört aile daha vardı. Bu ailelerden ikisini tanımıyordum. Karşımda oturan kişinin MİT Sinyal İstihbarat Daire Başkanlığında çalışan emir astsubayını gördüm ancak bu kişi beni çok iyi tanımasına rağmen beni tanımazdan geldi. Kendisine, ‘Sizi bir yerden hatırlıyorum.’ gibi sözlerle hitap edince heyecanlandı ve kendini tanıttı. Aslında bu kişi emir astsubayı olması, işimizin mahiyeti nedeniyle bizimle temasta olan kişiydi ve beni tanımaması mümkün değildi.”

Aksakallı, oturtuldukları masanın konumu ve bu kişinin tavrı nedeniyle canlarının sıkıldığını, eşiyle konuşup hediyeyi takdim ederek saat 21.30 sıralarında salondan ayrıldıklarını anlattı.

Salondan çıkarken Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi ile karşılaştıklarını, “Seni uzun zamandır takım elbiseli görmemiştim.” diyerek kendisine espri yaptığını anlatan Aksakallı, Mendi’nin bir taraftan da elindeki telefonla bir yerleri aramaya çalıştığını ancak ulaşamadığını, “Genelkurmay’a ulaşamıyorum, siber saldırı mı vardır, nedir?” dediğini aktardı.

Bir süre telefonuyla meşguliyetinin bitirmesini beklediğini, sonra da izin isteyerek eşiyle Mendi’nin yanından ayrıldığını belirten Aksakallı, sivil makam aracıyla orduevinden ayrıldığını söyledi.

“Komutanım, bizimle geleceksiniz, sizi götüreceğiz”

Orduevi’nden ana yola çıkışa yaklaşık 30-40 metre kala siyah renkli minibüsün yanlarından hızla geçerek ani frenle önlerinde durduğunu belirten Aksakallı, bundan sonra yaşananlarla ilgili şunları kaydetti:

“Biz de fren yapmak zorunda kaldık. Hemen ardından sol tarafımıza da gri renkli binek bir araç yaklaştı. Araçlardan inen iki kişi benim oturduğum sağ arka kapıya doğru yöneldi. Şoförüm araçtan inmek istediğinde ‘Araçtan inme, kapıları kilitle.’ talimatı verdim. Sağ arka camı açtım. Gelen kişiler bana hitaben, ‘Komutanım, bizimle geleceksiniz, sizi götüreceğiz.’ dedi. Arkadaki şahsın elinde bir de silah vardı ama silah bana doğrultulmamıştı. Ben onlarla konuşmak isterken kolumdan çekiştirmek istediler. Bu durumu gören eşim hamle edince bu sefer eşimin kolundan çekiştirdiler. Eşimin sol kolu yaralandı. Bunun üzerine, ‘Şerefsizler, durun, iniyorum, geliyorum.’ dedim. Bunun üzerine bu şahıslar araçtan biraz açıldılar. Sağ arka kapıyı açtım. İnecekmiş gibi yaparak önde duran şahsa tekme ile vurdum. Bunun üzerine her iki şahıs sendeledi. Şoförüm ani bir refleksle geri vitesle hareket etti, bu şahıslardan kurtulduk. Araçlardan sıyrılarak Çukurambar istikametine gittik.

Kırmızı ışığı görünce yan yola atladık ve ardından tekrar Çukurambar-Bahçeli kavşağını geçerek Kirazlıdere girişindeki polis noktasına ulaştık. Kendimi tanıttım. Olayı anlattım. Polisler bize yardımcı oldu.”

Kendisini almaya gelen kişilerin kim olduğunu düşünmeye başladığını, hava karanlık olduğu için yüzlerini tam göremediğini dile getiren Aksakallı ancak aralarında bir kişiyi, daha sonra Akıncı Üssü’nde yakalanan ve tutuklanan Fatih Yarımbaş’a benzettiğini, eşinin de bu kişiyi tanıdığını ifade etti.

Polis noktasında, düğünde bulunan Jandarma Genel Komutanı’nı, başına aynı şeylerin geleceği endişesiyle aradığını ancak ulaşamadığını bildiren Aksakallı, ardından Genelkurmay İkinci Başkanı’nı, Kara Kuvvetleri Komutanı ve hatta Genelkurmay Başkanı’nı aradığını ancak ulaşamadığını söyledi.

Aksakallı, daha sonra Özel Kuvvetler Nöbetçi Amiri Yarbay Ümit Koçak’ı arayarak kışlaya gelmek için zırhlı araç ve koruma timi istediğini, ayrıca kışla nizamiyesinin her türlü giriş ve çıkışa kapatılması, emri dışında hiç kimsenin içeri alınmaması talimatını verdiğini bildirdi.

“Ümit Bak tavrını değiştirmedi”

Ardından harekat merkezi vardiya amirliğini aradığını, önce telefona bir yüzbaşının çıktığını, vardiya amirini telefona isteyince telefona Mehmet Ali Çelik’in geldiğini anlatan Zekai Aksakallı, şunları söyledi:

“Kendisi bana sıkıyönetim mesajından bahsetti ve Albay Ümit Bak’ın yeni kurmay başkanı olduğunu belirtti. Bunun üzerine ‘Albay Ümit Bak’ı telefona ver.’ dedim. O da Albay Ümit Bak’ın harekat merkezinde olmadığını söyledi. Ardından beni koruma astsubayı Makbul Uluğ aradı. Durumumdan endişeli olduğunu söyledi ve yanıma gelmek üzere hareket etti. Daha sonra Kurmay Başkanı Erdinç Kocayanık’ı ve ardından da Okul Komutanı Faruk Bozdemir’i telefonla arayıp durumu anlattım. Güvendikleri kişilerle birliğe giderek emir ve komutayı devralmalarını istedim. Ardından evime geldim. Bu sırada koruma astsubayı Makbul Uluğ geldi. Ona olayları anlattım. Tekrardan Özel Kuvvetler Harekat Merkezini aradım. Darbeci Yarbay Mehmet Ali Çelik ile yeniden görüştüm. O bana Genelkurmay’dan mesaj geldiğini, Özel Kuvvetler Komutanı görevimden alındığımı, yerime Semih Terzi’nin atandığını anlattı.

Ben de mesajı detayları ile okumasını istedim. Mesajı okuduktan sonra mesajın gerçek olmadığını, mesaja itibar etmemeleri gerektiğini ve benim halen görevde olduğumu ilettim. Bu esnada Harekat Merkezine gelen Albay Ümit Bak ile konuştum. Kendisi darbe mesaj emrini kastederek bu emirlere uyacağını, benden emir almayacağını ve yeni atandığı iddia edilen Semih Terzi’nin emirlerine uyacağını söyledi. Bana karşı çok katı bir tutumu vardı. Ben de kendisine emirlere uymamasının çok ağır sonuçlar doğuracağını söyledim. Uyardım, buna rağmen yine Albay Ümit Bak tavrını değiştirmedi.

Daha önceki ifadelerimde aynı apartmanda ikamet ettiğimizi zannettiğim, daha sonra aynı apartmanda oturmadığımızı öğrendiğim Tümgeneral Halit Günbatar ve eşi evime gelip kapımı çaldı, kapıyı koruma astsubayım hafifçe araladı. Koruma astsubayım ile konuşmalarını duyuyordum. Koruma astsubayına ‘Herhangi bir ihtiyacınız var mı?’ diye sordu. Koruma astsubayı, müsait olmadığımızı söyledi. Ben de kapıdaki kişinin kim olduğunu anlamadan o anki sinirle ‘Defolun gidin, ne işiniz var burada?’ dedim. Daha sonra bu kişinin de darbeci olduğu iddiasıyla tutuklandığını öğrendim.”

“Birçok generalle irtibat kurarak durumu özetledim”

Bu arada, birçok generalle irtibat kurarak durumu özetlediğini, darbeye karşı neler yapılabileceğini anlattığını, gerektiği takdirde emir ve talimat verdiğini belirten Aksakallı, saat 23.15 sıralarında Genelkurmay Başkanı, İkinci Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’na ulaşamaması nedeniyle koruma astsubayı aracılığıyla, Kara Kuvvetleri Komutanı Koruma Astsubayı Teoman Yıldırır ile irtibat kurduğunu kaydetti.

Yıldırır’ın, Kara Kuvvetleri Komutanı’nın Genelkurmay girişinde derdest edildiğini, koruma astsubayı Bülent Aydın’ın şehit olduğunu, koruma müdürü Yüzbaşı Burak’ın da her iki bacağından yaralandığını söylediğini ifade eden Aksakallı, bunun üzerine Burak Aydın’la telefonda konuştuğunu ve durum hakkında bilgi aldığını bildirdi.

Aksakallı, ardından Selahattin/Irak bölgesinden sorumlu Tuğgeneral Halil Soysal’ı arayarak Semih Terzi’nin sorumluluğunda olan karargah ve birliklerin emir komutasını alma talimatı ve darbeye karışanların tutuklanması emri verdiğini belirterek, şunları anlattı:

“Daha önce birliğimden istediğim zırhlı araç beni almaya Spor Okulu Nizamiye bölgesine doğru geldi. Araca nizamiye bölgesinde helikopterden ateş edildi. Koruma timinde bulunan Üsteğmen Mustafa Koyuncu yaralandı. Uzman Çavuş Osman Gül’ün bacağı kasık bölgesinden koptu. Daha sonra olayı araştırdığımda Üsteğmen Mustafa Koyuncu’nun darbeci olduğunu, beni korumak amacıyla gelen zırhlı araca Albay Ümit Bak tarafından görevlendirildiğini ve hatta beni korumak amacıyla gelen zırhlı aracın daha önce bizi derdest etmek için Orduevi çıkışında önümüze çıkan araçta bulunan kişilere zırhlı araca ilişkin bilgi verildiğini, bu aracın da zırhlı aracın peşine Gölbaşı’ndan itibaren düştüğünü ve bana doğru geldiğini tespit ettim. Zırhlı aracın zarar görmesi ve kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle biz zırhlı araca binmedik, geri döndük. Bu arada yerimi tespit etmek için aradıklarını değerlendirdiğim telefonların gelmesi üzerine evde kalmanın tehlikeli olabileceğini düşünerek aynı sitede bulunan başka bir arkadaşın evine geçtim ve orayı karargah olarak kullanmaya başladık.”

Bir süre sonra Diyarbakır’da kalan 12. Tabur’un Karargah Subayı Yüzbaşı Fatih İpek’in Albay Fırat Çelik’i arayarak, Semih Terzi’nin darbeci Fatih Şahin ve emrindeki iki tim ile Diyarbakır’dan Ankara’ya hareket ettiğini öğrendiğini belirten Aksakallı, “Ardından Semih Terzi’nin benim görevlendirdiğim Ömer Faruk Bozdemir’i arayarak emir komutanın kendisinde olduğunu, kışlaya gitmemesi yönünde emir verdiğini bana Ömer Faruk Bozdemir söyledi. Ben de Semih Terzi’nin beyanını dikkate almamasını, emir komutanın bende olduğunu ve Terzi’nin bir darbeci olduğunu kendisine söyledim.” dedi.

“MİT yetkilisi aracılığıyla televizyonlara bağlandım”

Daha sonra MİT Müsteşarlığından bir yetkiliyle görüştüğünü ve bu kişi aracılığıyla saat 01.11’de TGRT ve 01.47’de NTV televizyonlarına canlı yayın bağlantısı yaptığını belirten Aksakallı, ifadesini şöyle sürdürdü:

“Eşkıya ve ihanet şebekeleri darbe girişiminde bulunmaya çalışıyorlar fakat başarılı olamadılar, olamayacaklar. Biz görevimizin başındayız. Yüce milletimiz bizim arkamızda. Bunun üstesinden geleceğiz. Bu, içerideki paralel ihanet şebekeleri, bunlar korkak, yüreksiz, Silahlı Kuvvetler komuta kademesi bunların hiçbirini tasvip etmez. Kısa sürede duruma el koyacağız. Milletimiz merak etmesin.’ şeklinde ifadelerim oldu. Hatta bu konuşmalardan sonra gece saat 02.00 gibi MİT Müsteşarı da beni aradı. Beni arayıp durum hakkında bilgi almak isteyen üst rütbeli generallere de televizyonlara bağlanmaları için yardımcı oldum. Televizyonda konuşmalarını tavsiye ettim.

Semih Terzi’yi koruma astsubayım aracılığıyla aradım. Koruma astsubayım ile dalga geçer gibi cevaplar verdiğini ve hatta, ‘Ben seni anlamıyorum ama sen konuşmaya devam et. Anlat, anlat…’ şeklinde konuştuğunu öğrendim. Tekrar kendisini arattım. Ben görüşmek istedim. Semih Terzi, bu kez de bana ‘Sesiniz duyulmuyor, anlaşılmıyor.’ şeklinde beyanlarda bulunarak telefonu kapattı. Oysa ben onu net bir şekilde duyuyordum. Bu konuşmalar sırasında Terzi’nin Etimesgut’ta bulunan Özel Hava Alayı’nda olduğunu değerlendirdim.

Semih Terzi’nin Ankara’ya geldiğini öğrenince Özel Kuvvetler Komutanı makamında koruma nöbetçiliği görevini yapan Ömer Halisdemir’i koruma astsubayım Makbul Uluğ vasıtasıyla aradım. Darbeci Albay Ümit Bak ve Mehmet Ali Çelik’in takip edilmesi ve fırsat bulunursa etkisiz hale getirilmesi talimatını verdim. Ardından şehit Ömer Halisdemir, Ümit Bak’ın odasında korumalı vaziyette olduğunu bize söyledi. Bu şekilde Ömer Halisdemir ile sekiz kez telefonla görüştüm. Son görüşmemizde kendisi güvendiğim bir asker olduğu için ve Semih Terzi’nin de karargah binasına geleceğini öğrendiğimiz için Terzi’nin hain olduğunu, darbeci olduğunu söyleyerek onu öldürmesi emrini verdim. Hatta bu konuşmamızda bu olayın sonunda şehadet olduğunu da belirttim ve hakkını helal etmesini istedim. O da ‘Helal olsun komutanım.’ dedi, helalleştik. Kendisi uzman çavuş olarak benim yanımda mesleğe başlamıştı. Birçok operasyona birlikte katıldık. Silahlı Kuvvetlere faydalı olduğunu değerlendirdiğim ve bildiğim için astsubay olmasını ben tavsiye etmiştim. Hatta astsubaylık sınavlarına bizzat ben götürdüm.”

Nöbetçi subay olarak görev yapan Yüzbaşı Volkan Vural Bal’ın koruma astsubayını arayarak Semih Terzi’nin Ömer Halisdemir tarafından vurulduğunu ve helikopter ile GATA’ya götürüldüğünü ilettiğini belirten Aksakallı, bunun üzerine GATA Kurmay Başkanı Albay Muammer Alper’i arayarak Terzi ile GATA’ya gelen kişilerin darbeci olduğunu ve tutuklamaları emrini verdiğini kaydetti.

Aksakallı, Terzi ile GATA’ya giden Binbaşı Fatih Şahin’in silahlarını teslim etmemek için direndiğini, zorluk çıkardığını hatta yanında bulunanlara da bu konuda tesir etmeye çalıştığını öğrendiğini bildirdi.

Kurmay Başkanı aracılığıyla Fatih Şahin ile görüşmek istediğini ancak Şahin’in telefona gelmediğini anlatan Aksakallı, “Fatih Şahin, benim talimatlarımı da dinlemedi. Olayın başından itibaren verilen talimatlardan en fazla kuşkulanması ve olayı tahkik etmesi gereken kişi oydu ve benimle mutlaka bir bağlantı kurmalıydı. Kaldı ki Binbaşı Fatih Şahin GATA’da iken Erhan Tokgöz de GATA’da idi. Ben Erhan Tokgöz’e de Fatih Şahin’i ve diğerlerini gözaltına alma emri verdim.” diye konuştu.

SON DURUŞMADA ALINAN ARA KARARLAR

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinde 3 gün süren duruşmalarda, yargılamanın son günü savcılık mütalaasının ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, delil durumu, delillerin tam olarak toplanamamış olması ve adli kontrol şartlarının bu aşamada yetersiz kalacağını göz önüne alarak, sanıkların tahliye istemlerini reddederek tutukluluk halinin devamına karar vermişti.

Yargılama konusu olaya ilişkin kamera kayıtlarının çözümü yapılarak rapor haline getirilmesi için uzman heyet oluşturulmasına karar veren mahkeme, Özel Kuvvetler Komutanlığının suç tarihindeki emir komuta zincirini gösterir görev tablosu ile sanıkların Diyarbakır’dan Ankara’ya geldiği “Casa” tipi uçağın iç mekanını, oturma düzenini ve içerideki mesafeleri gösteren rapor istenmesine hükmetmişti.

Sanıkların kimlik bilgileri ve cep telefonlarından yararlanılarak, “ByLock” kullanıcısı olup olmadıklarının anlaşılması için Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılacağını bildiren mahkeme heyeti, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlar Daire Başkanlığına müzekkere yazılarak, el konulan dijital belgelere ilişkin inceleme sonuçlarının dosyaya kazandırılması kararı aldı.

Bir sonraki duruşmada ÖKK Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı’nın da aralarında olduğu tanıkların dinleneceği belirtilmişti.