Bir Tahsin Paşa romanı: Hünkârım

Yazar Bahadır Yenişehirlioğlu, bir yanda II. Abdülhamid’in yaşamını konu alan dizide Tahsin Paşa karaketerini oynayarken diğer yanda, karakterin hayatını kaleme aldığı Hünkarım adlı romanını da okurlarların ilgisine sundu.

Eklenme: 14 Kasım 2018 - 14:42 / Son Güncelleme: 14 Kasım 2018 - 14:52 / Editör: Arzu CİHANGİR

II.Abdülhamid’in Mabeyn Başkatibi (Özel Kalem Müdürü) olan Tahsin Paşa’nın özellikle Hünkar ile geçirdiği on dört yılı tarihi vesikalara bağlı kalarak anlatan roman, Bahadır Yenişehirlioğlu’nun kendi ifadesiyle karakteri en fazla hissederek yazdığı kitap olma özelliğini taşıyor. TRT televizyonlarında yayınlanan diziyle birlikte son zamanlarda oldukça popüler olan Tahsin Paşa’yı, yoğun çalışma temposu arasında uykusuz kalarak yazdığını belirten Yenişehirlioğlu “Bir başkası Tahsin Paşa’yı benden evvel yazacak diye korktum. Gerek dizideki rolüm nedeniyle, gerek okumalarımla kendime çok yakın bulmaya başladığım Paşayı bir an evvel ben yazmak istedim.” dedi.

Payitahtın en zor zamanlarında, sadakatin, devlete bağlılığın anlamını yitirdiği yıllarda II.Abdülhamid’e büyük bir hürmetle bağlı kalan Tahsin Paşa, basireti, olgunluğu, devletine, dinine bağlılığı ile iltifat görmüş, Padişah tahttan edilince de türlü sıkıntılara maruz bırakılmıştır. II.Abdülhamid’e sürekli “Hünkarım” diye hitap etmesinden hareketle romanın da adı bu sesleniş olmuştur. Yenişehirlioğlu, Tahsin Paşa’nın kendisinin kaleme aldığı hatıralardan yola çıkarak bir roman örgüsü oluşturmuş, hatıratın içinde eksik olan ruhu okura bu anlamda vermeyi amaçlamış. İlk vazife tebliği yapılacağı zaman Saraya çağrılan Tahsin Paşa’nın buradaki odalardan birinde bir gece misafir edildiği biliniyor. Yazar o gece Paşanın ne yaşadığını roman kurgusu içinde çok detaylı olarak okura vermiştir. O sayfalarda okura Tahsin Paşa’yı tanıtmayı murat eden yazar, okurun o geceden sonra tam otuz altı yıl sürecek olan Tahsin Paşa bağlılığını da anlamasını kolaylaştırmıştır.

Güvenilir insan sayısının da, Sultanın güveninin de azlığını bildiğimiz o günlerde, Tahsin Paşa onca yıl nasıl Mabeyn Başkatibi olabilmiştir? Bunun cevabını kitap şu satırlarla vermektedir; “Tahsin Paşa başkalarına benzemez, diğer paşalarla da alakası yoktur. Neden bu dünyada olduğumuzu bilir. Acizliğini bilir. Kul hakkı yemez. Hakir görmez. Küçük görmez. Karıncadan aşağı olmayı da bilir aslan gibi kükremeyi de.

On altı yıllık Saray görevi, acılı bir sürgün hayatı, sürgün hayatı sonrası işgal altındaki İstanbul’a dönüş… Romandaki detaylar kimi zaman okuru Tahsin Paşa ve ebedi aşkı Feride ile aynı köşk odasında kahveye davet ederken kimi zaman Hünkarın yatak odasında ona kitap okurken sessiz olma duygusu veriyor. Hünkar ve Paşa arasında geçen şu satırlar insanın içini burkuyor, koca bir mazinin kırık sayfalarına götürüyor insanı;

– Korkum odur ki maazallah benden sonra devletimiz kısa sürede paramparça olacak.

Ağlamaya başladım. Hıçkırıklara boğulmuştum. Gözyaşlarım konuşuyordu adeta. Tutunma isteği duydum. Başım dönmüştü.

– Ağlamayınız Paşam. Biz görevimizi layıkıyla yaptık yapmaya da devam edeceğiz Allah’ın izniyle. Ama sana şunu söylemeden edemeyeceğim. Çok yoruldum.

Kitabın sonunda adeta Osmanlı Devleti ile ilişkilendirilmiş olan Tahsin Paşa’nın köşkü, üstü kapalı bir devrin bittiğini, su dolu bir bardağın yere düşüp bin parçaya ayrıldığı gibi koca saltanatın da  bittiğini hüzünle çarpıyor okurun yüreğine.