Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ey Almanya, önce Holokost’un hesabını vereceksin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ey Almanya, bak yine söylüyorum; önce Holokost’un hesabını vereceksin, Namibya’da 100 bini aşkın Namibyalıyı nasıl yok ettiniz, nasıl öldürdünüz onun da hesabını vereceksin. Siz, Türkiye’ye veya Türklere parlamentosunda kalkıp da sözde Ermeni soykırımı oylaması yapacak, varsa belki de en son ülkesiniz” dedi.  Erdoğan, Sabahattin Zaim Üniversitesinin Halkalı Yerleşkesi’nde düzenlenen 2015-2016 Akademik Yılı […]

Eklenme: 6 Haziran 2016 - 08:31 / Son Güncelleme: 6 Haziran 2016 - 8:31 / Editör: Oğuz AKÇAKOCA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sebahattin Zaim Üniversitesi'nin Halkalı'daki yerleşkesinde düzenlenen 2015- 2016 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni'ne katıldı. Törenin ardından İZÜ Rektörü Mehmet Bulut (sağda) ve Mütevelli Heyet Başkanı Ramazan Evren (solda) Cumhurbaşkanı Erdoğan'a konuşmasının ardından Hilye-i Şerif tablosu hediye etti. ( Arif Hüdaverdi Yaman - Anadolu Ajansı )

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ey Almanya, bak yine söylüyorum; önce Holokost’un hesabını vereceksin, Namibya’da 100 bini aşkın Namibyalıyı nasıl yok ettiniz, nasıl öldürdünüz onun da hesabını vereceksin. Siz, Türkiye’ye veya Türklere parlamentosunda kalkıp da sözde Ermeni soykırımı oylaması yapacak, varsa belki de en son ülkesiniz” dedi. 

Erdoğan, Sabahattin Zaim Üniversitesinin Halkalı Yerleşkesi’nde düzenlenen 2015-2016 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni’nde yaptığı konuşmada, tıpkı insanlar gibi devletlerin de geride bıraktıklarıyla anıldığını, bazı devletlerin geride gıptayla, takdirle anılan miras bırakırken, kiminin de zulümle, kanla, gözyaşıyla dolu acı bir miras bıraktığını belirtti.

Bugün tarihe bakıldığında Selçuklu, Osmanlı, Endülüs, Babür Sultanlığı gibi devletlerin, ilim, kültür, sanat ve siyaset hayatına yaptıkları eşsiz katkılarla anıldığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyayı dolaştığımızda, bu devletlerden kalan eserlerle, mimari yapılarla, vakıflarla, medreselerle, kütüphanelerle, hafızalara nakşedilen tertemiz, pak bir mirasla karşılaşıyoruz. Afrika’ya, Asya’ya veya Balkan coğrafyasına yaptığımız ziyaretler sırasında, sık sık şu manzaraya şahit oluyoruz. Aradan yüzyıllar geçmesine, kimi yönetimler tarafından izi silinmek için onca baskı yapılmasına rağmen, Osmanlı denince halen insanların yüreği yanıyor, gözleri parlıyor, dillerinden güzel sözler dökülüyor. Bu insanların akıllarına, katleden, sömüren, ezen, yok eden değil, yaşatan, imar ve ihya eden, adaletle hükmeden bir medeniyet geliyor, ‘Osmanlı bu’ diyorlar. Hamdolsun bu, dünyada pek az millete nasip olan çok kıymetli, çok nadide bir mirastır.”

“Alnımız ak, başımız dik gidiyoruz”

Bir süre önce Uganda, Kenya ve Somali’yi kapsayan Doğu Afrika ziyareti gerçekleştirdiğini hatırlatan Erdoğan, bunun son dönemde üç ay önce dört Batı Afrika ülkesinin ardından yaptığı ikinci Afrika ziyareti olduğunu anlattı.

Bu ziyaretler sırasında hem Türkiye için büyük gurur kaynağı olan projelerin, eserlerin açılışını yaptıklarını hem de ikili ilişkileri perçinleyecek anlaşmalar imzaladıklarını ifade eden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu ülkelerin hepsiyle kökleri yüzyılları bulan derin kardeşlik ve dostluk bağlarımız bulunuyor. Afrika’nın neresine gidersek gidelim, alnımız ak, başımız dik gidiyoruz. Kıtada yaşayanlar, bizi büyük bir hüsnü kabulle karşılıyor, muhabbetle özlemle bağrına basıyorlar. Çünkü kıtanın hiçbir ülkesinde sömürgecilik lekesiyle kirlenmemiş, tertemiz bir tarihe sahibiz. Bırakın sömürmeyi, Doğu Afrika’nın özellikle Avrupalı kolonyalistlere verdiği zorlu mücadelede atalarımız bu bölge haklarına, tüm imkanlarıyla destek olmuşlardır. Ecdadımız kimi zaman ordu göndererek, kimi zaman himaye ederek, kimi zaman da el altından yardım yaparak, Afrikalıların hür ve onurlu yaşama iradelerine sahip çıkmıştır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Türkiye’ye insan hakları dersi vermeye kalkan ülkelerin hepsinin de kıtadaki tarihinin kan, gözyaşı, soykırım ve katliamla bezeli olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

“16. yüzyılda köle ticaretiyle başlayan kıtanın sömürgeleştirilmesi, 19. yüzyılda zirveye ulaşmıştır. 1890’da Afrika topraklarının yüzde 90’ı bir elin parmaklarını geçmeyen Avrupa ülkesinin işgali altındaydı. Kimdi bunlar? Kongo’da Belçika, Namibya’da Almanya, diğer ülkelerde İngiltere, Fransa. Uygarlık taşıma iddiasıyla kıtanın tüm kaynaklarını yıllarca sömürdüler, yağmaladılar. Bunları yaparken çok ciddi soykırımlar yaptılar. Bugün Batı başkentlerinde şahit olduğunuz ihtişamın perdesini şöyle bir kaldırdığınızda, altında milyonlarca Afrikalı’nın dramı, gözyaşı olduğunu görürsünüz. Berlin, Paris, Brüksel’in şık kaldırımlarının altında, Afrikalıların canı, kanı, emeği ve alınteri vardır. Bu dönemi aklamak için kullandıkları ‘uygarlaştırma’, ‘modernleştirme’ gibi cilalı kavramların hiçbiri, yapılan katliamları örtmeye yetmez. Şimdi Almanya’da parlamentoda bir tane uydurma bir şeyler geçirdiler, sözde Ermeni soykırımı. Ey Almanya, bak yine söylüyorum; önce Holokost’un hesabını vereceksin, Namibya’da 100 bini aşkın Namibyalıyı nasıl yok ettiniz, nasıl öldürdünüz onun da hesabını vereceksin. Siz, Türkiye’ye veya Türklere parlamentosunda kalkıp da sözde Ermeni soykırımı oylaması yapacak, varsa belki de en son ülkesiniz. Kaldı ki bizim tarihimizde bu noktada zaten bir derdimiz yok, bir sıkıntımız yok. Bizim tarihimiz, katliamlar tarihi değildir. Bizim tarihimiz, merhamet tarihidir, şefkat tarihidir. Aramızdaki fark budur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Altınlarını nasıl götürdüler, petrollerini nasıl götürdüler, elmaslarını nasıl götürdüler, fil dişlerini nasıl götürdüler. Bunları anlatıyorlar ve herhangi bir dik duruş olduğu zaman katliam… Bunu yaptılar. Ruanda’da Fransa’yı konuşmadan yapabilir miyiz? Ruanda katliamının arkasında kim var? Fransa var. Ama sindirilmiş insanlar. Tayyip Erdoğan konuşuyor. Nasıl konuşmayalım. Şu anda Fransa emniyetinin, güvenliğinin yaptıklarını biz ekranlarda izliyoruz ama asıl Fransız televizyonlarında bir tanesini göremezsiniz. Göstermezler. Bakın günlerdir Fransa kaynıyor, Avrupa kaynıyor. Böyle de bir dezenformasyon var. Ben de şimdi endişe duyuyorum. Gelişmeler endişe verici” diye konuştu.

Türkiye’deki Gezi Parkı odaklı olaylar sırasında ağaçtan dolayı endişe duyanların olduğunu dile getiren Erdoğan, “12 ağaç bir yerden söküldü bir başka yere taşınacak. Telefonla konuşuyoruz, Avrupalı dost görünenlerle. ‘Ya endişeleniyoruz’ diyorlar. Ne olduğundan haberiniz var mı? ‘Vallahi işte televizyonlardan falan izliyoruz.’ Gelin de biz size yerinde gösterelim. Gelmezler. Şimdi aynı şeyi ben söylüyorum. Siz yerlerde süründürüyorsunuz, kızları, erkekleri hepsini. Tekme, tokat giriyorsunuz. Endişeleniyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Afrika’da bu yağmanın ve sömürü düzeninin modern yöntemlerle devam ettirildiğine hala şahit olduklarını anlatarak, şöyle devam etti:

“Burada şu hususu özellikle ifade etmek isterim. Afrika’nın paylaşılması gayesiyle düzenlenen utanç konferansının, sevgili gençler, 1884 yılında Berlin’de toplandığını bilir misiniz? Afrika’yı bölüşmek için 1884’te Berlin’de konferans topluyorlar. Bugün aynı Berlin, kendi tarihindeki kara lekeye aldırmadan, ülkemizi Ermenilere karşı soykırım yapmakla itham eden Almanya parlamentosuna ev sahipliği yapıyor. Bu ne menem iştir. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Ben burada Kenya’nın kurucu lideri… Bakın bu çok enteresan. Bu seyahatimde görüştüğüm kişinin de babası olur. Şu anki devlet başkanı Uhuru Kenyatta’nın… Uhuru isminin de manası hürriyet. Uhuru Kenyatta’nın babası Jomo Kenyatta, son derece manidar bir sözünü, bir tespitini burada ben sizlere aktarmak istiyorum. Bakınız ne diyor baba Jomo Kenyatta. ‘Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim, topraklarımız ise beyazların elindeydi.’ Nasıl bir kurnazlık görüyor musunuz? Nasıl bir oyun. Evet bu sözle bugün dünyaya nizam vermeye kalkışan, her fırsatta insan hakları, özgürlük demokrasi diyen birçok Avrupa ülkesinin iki yüzlülüğünü, çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.”

“Biz her zaman dik durduk, dikleşmedik” 

Afrika’da bulunmuş hiçbir batı ülkesinin kendini bu suçlamadan kurtaramayacağına işaret eden Erdoğan, “Durum bu kadar açıkça ortadayken, Avrupalıların kendi tarihlerine hiç bakmadan bizi asılsız iftiraların muhatabı yapmaları, tam bir kara mizah örneğidir. Şu anda Türkiye’de yaklaşık, takribi söylüyorum 100 bin Ermeni var. Bunun yarısı vatandaşımız.” dedi.

Türkiye’deki Ermenilerin diğer yarısının ise vatandaş olmadığını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Fakat biz bunlar bize barındı diye, bize sığındı diye biz bunları kovmadık. Aynen Suriye’den, Irak’tan gelenleri nasıl misafir ettiysek, Ermenistan’dan gelenleri de biz aynen misafir olarak ülkemizde ağırlıyoruz. Allah aşkına bu kadar yaklaşımı müşfik olan Türkiye’ye karşı bu adamların yaklaşımının acaba affedilir bir yanı var mı? Yani biz çok daha farklı yaklaşabilirdik. Eğer biz Ermeni düşmanı bir ülke olsak, bu gelenlerin hepsini Ermenistan’a geri gönderirdik. Biz Türkiye’de… Almanya’da bir de onu konuşuyorlar, utanmadan, sıkılmadan, terbiyesizce. Güya Ermenilere ait kiliseleri biz şu anda yıkmışız, el koymuşuz. Elinize, dilinize dursun. Tam aksine Ermeni vakfiyelerindeki kiliseleri, kendilerine teslim ediyoruz. Varlıkları varsa, kendilerine teslim ediyoruz. Diyorum ki bak bizim arşivlerimizde şu anda milyonu aşmış belge var, bunlar incelenmiştir. Eğer kendinize güveniyorsanız, onurunuz varsa, ilminiz varsa. Çıkarın hukukçularınızı, tarihçilerinizi, arkeologlarınızı gönderin. Kimleri göndereceksiniz, hangi ülkeden gelecekse gelsin, incelesinler, araştırsınlar. Orada eğer söylediğiniz gibi bir şey çıkıyorsa biz herkesle yüzleşmeye hazırız. Ama bunu yapamadılar. Çünkü bu bir cibiliyet meselesidir. Cibiliyet meselesi. Bu çok önemli. Başbakan olduğum zaman söyledim, o günden bugüne Cumhurbaşkanlığım dahil 13 yıl geçti. Hiçbir zaman kalkıp da ‘Biz varız’ diyemediler. Ama oradan çıkıyor bir ukala bir şey hazırlıyor, Alman parlamentosuna sunuyor. Neymiş? Birileri de diyor ki güya ‘Türk’. Ne Türk’ü. Bunların kanının laboratuvar testinden geçmesi lazım. Bizim yani onun kanının öyle olması, böyle olması bizi ilgilendirmiyor. Ne yaptığı bizi ilgilendiriyor. Nasıl yaptığı ilgilendiriyor, kim adına yaptığı ilgilendiriyor. Bunları bir üst akıl idare ediyor ama kim adına idare ediyor, bu önemli. Bakın son zamanlarda bazıları Berlin’e gidiyorlar, geliyorlar ve kimlerle neyi nasıl konuşuyorlar. Diyorlar, ‘Efendim parlamentodan bu karar çıktı ama bu bizim Türkiye ile münasebetlerimizi etkilemez.’ Sevsinler seni. Nasıl etkilemez. Biz parlamento öncesi görüşmeleri şu anda sizlerle aynen yapabilir miyiz? ‘Eğer Tayyip Erdoğan karakteri nedir’ diye sorarsanız. Zaten siz bana bir not verdiniz, onu zaten dünya alem biliyor. Ben bunun gereğini yine yapmaya devam edeceğim. Niye. Çünkü bu millet bugüne kadar alnı öne eğik dolaşmadı. Biz her zaman dik durduk, dikleşmedik.”

“Amaç üzüm yemekse, meseleyi çözmekse biz buradayız” 

Erdoğan, yine dik duracaklarını, dikleşmeyeceklerini ve yollarına böyle devam edeceklerini ifade ederek, “Eğer siz yaptıklarınıza, insanlık dışı suçlarınıza ortak arıyorsanız, o ortak biz değiliz. O ortağı gidin başka yerde bulun. Bilimsel araştırmalar, akademik çalışmalar yoluyla değil, siyasetle, parlamentolar eliyle kirli emellerinizi gerçekleştirmeye çalışıyorsanız bunu yapamazsınız. Bir kulaktan girer öbür kulaktan çıkar. Yaptığınızın zaten uluslararası hukukta da en ufak bir kıymeti harbiyesi yok.  Biz bu ülkelerin kendi cürümlerini hafifletmek için başvurdukları bu kurnazlıklara, bu ucuz numaralara asla boyun eğmeyeceğiz. Bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. Biz rahatız. Dedim ya arşivler ortada. Amaç üzüm yemekse, meseleyi çözmekse biz buradayız. Ancak bu konuyu her başınız sıkıştığında Türkiye’yi dövmek için bir sopa olarak kullanacaksanız, kusura bakmayın, buna izin vermeyiz” değerlendirmesinde bulundu.