Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın gündemi değerlendirdi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Bize destek açıklaması yapan ama bölücü terör örgütünün Suriye’deki uzantısıyla iş tutmaya devam eden Amerika Birleşik Devletleri’ne de burada bir çağrımız var. Gerçekten terörle mücadele konusunda samimiyseniz, Türkiye’nin yanındaysanız bu örgütün ‘şu veya bu koluyla, şu veya bu uzantısıyla’ ilişki kurmaktan vazgeçmeniz gerekir” dedi. Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin […]

Eklenme: 8 Haziran 2016 - 17:51 / Son Güncelleme: 29 Temmuz 2017 - 23:13 / Editör: Oğuz AKÇAKOCA

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Bize destek açıklaması yapan ama bölücü terör örgütünün Suriye’deki uzantısıyla iş tutmaya devam eden Amerika Birleşik Devletleri’ne de burada bir çağrımız var. Gerçekten terörle mücadele konusunda samimiyseniz, Türkiye’nin yanındaysanız bu örgütün ‘şu veya bu koluyla, şu veya bu uzantısıyla’ ilişki kurmaktan vazgeçmeniz gerekir” dedi.

Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

İstanbul ve Mardin’de meydana gelen terör saldırılarında hayatını kaybeden polis ve sivil vatandaşlar için taziye dileklerini ileten Kalın, İstanbul’da meydana gelen saldırıda 6 polis, 5 sivil, toplam 11 vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlattı. Bu sabah da aynı hunharca ve alçakça tarzda yapılan saldırıda 2 polisin şehit olduğunu, 2 sivil vatandaşın hayatını kaybettiğini belirten Kalın, 30 civarda da yaralının tespit edildiğini bildirdi.

Bu saldırıların bütün Türk milletine karşı yapıldığına işaret eden Kalın, şöyle devam etti:

“Bu saldırı, şüphesiz Türküyle Kürtüyle bütün Türk milletine yapılmış bir saldırıdır. Bu tür saldırılar şekli, zamanı ne olursa olsun bizim terörle mücadele azmimizi de asla kırmayacaktır. Dün de Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında yapılan güvenlik toplantısında bu konu etraflı bir şekilde ele alındı. Şu anda uygulanan tedbirler, bundan sonra alınacak ilave tedbirler konusunda da detaylı çalışmalar yapıldı, zaten ilgili birimlerimiz İçişleri Bakanlığımız, Milli İstihbarat Teşkilatımız, Genelkurmay Başkanlığımız ve ilgili bütün diğer mülki ve güvenlik birimleri bu konuda yoğun bir çalışma içerisindedir.”

İbrahim Kalın, teröristlerin ramazan sabahı bu saldırıyı gerçekleştirmiş olmasının da gerçek karakterini ortaya koyduğunu vurgulayarak, bu saldırıların ne hak mücadelesiyle, ne Kürt vatandaşların hakları ve sorunlarıyla uzaktan yakından en ufak bir ilgisinin bulunmadığını dile getirdi.

Kalın, şunları ifade etti:

“Aslında bölücü örgütü, başından beri kendi çıkarları ve sapkın ideolojisini, Kürtlerin talepleriymiş gibi empoze ederek kendine bir meşruiyet alanı yaratmaya çalışıyor. Fakat bunu yaparken de en fazla Kürtlere zarar veriyor, bu ülkenin birlik, beraberliğine zarar vermeye çalışıyor. Ama bu ülkeye kana bulamaya çalışan bu tür örgütlerinin hiçbir hayat hakkının olmayacağını bir kez daha kararlı bir şekilde ifade ediyoruz. Tabi bu tür örgütler hiçbir zaman sadece kendi başlarına, kendi dinamikleriyle ayakta duran örgütler değillerdir. Bunlar mutlaka aynı zamanda uluslararası örgütlerin, aktörlerin piyonları olarak da faaliyet gösterirler. Bölücü terör örgütünün de bütün karakteri, organizasyon şeması, faaliyet şekli bunu zaten teyit ediyor. Kimin maşası, kimin piyonu olduğu da çok açık bir şekilde görülmektedir.”

“Bazı konuları artık daha açık ve net bir şekilde konuşmamız gerekiyor”

Terörle mücadele konusunda “Türkiye’ye destek” açıklaması yapan dost ülkelere tekrar bir çağrı yapmak istediklerini belirten Kalın, halisane ve samimi bir şekilde yapılan taziye mesajlarını, terörü kınama mesajlarını memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi. İşin samimiyeti ve ciddiyeti açısından bazı konuların artık daha açık ve net bir şekilde konuşulması gerektiğine işaret eden Kalın, şu görüşlere yer verdi:

“Basit bir soru sorayım, ‘Bugün bize PKK terörünü kınayıp, bize destek mesajı açıklayan Avrupalı dostlarımız acaba Avrupa’nın genelinde PKK’nın kaç tane paravan örgütü olduğunu biliyorlar mı? Yılda acaba kaç milyon avro para toplanarak bu bölücü terör örgütüne Avrupa üzerinden ulaştırılmaktadır? Hangi yayın kuruluşları, STK’lar, kurumlar üzerinde ne tür örgüt faaliyetleri yapılmaktadır? Biz bunları biliyoruz ve bunları detaylı dosyalar halinde Avrupalı dostlarımıza, müttefiklerimize her görüşmemizde iletiyoruz. Ama netice almaya geldiği zaman bizim önümüze ‘hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü’ gibi değişik gerekçeler konuyor. Halbuki kendi teröristlerine karşı mücadele söz konusu olduğunda, en son Fransa ve Belçika’da gördüğümüz gibi, Avrupa ülkelerinin ne tür tedbirler aldığını açık bir şekilde gördük, görüyoruz. Dolayısıyla bu çifte standardın, ikiyüzlülüğün son bulması gerekiyor.”

Kalın, Türkiye’ye destek açıklaması yapan ama bölücü terör örgütünün Suriye’deki uzantısıyla iş tutmaya devam eden Amerika Birleşik Devletleri’ne de bir çağrılarının bulunduğunu belirterek, “Gerçekten terörle mücadele konusunda samimiyseniz, Türkiye’nin yanındaysanız bu örgütün ‘şu veya bu koluyla, şu veya bu uzantısıyla’ ilişki kurmaktan vazgeçmeniz gerekir. Burada da terör örgütleri arasında hiçbir ayrım yapmadan, terörün hiçbir türü arasında ayrım yapmadan teröre karşı topyekün bir mücadele verilmesi esastır. ‘PKK terörü şuraya kadar iyidir, DAEŞ terörü böyle kötüdür’ tarzı değerlendirmelerin ne akılla, ne vicdanla, ne de siyasi etikle bağdaştırılması mümkün değildir” diye konuştu.

“Talebimiz, burada Türkiye’ye de adil davranılmasıdır”

Kalın, terörle mücadelede de eğer toplu, kararlı, sistematik, tutarlı bir mücadele verilecekse, bunun herkesin katılımıyla ve eşit standartların uygulanmasıyla olacağına değindi.

Türkiye’de terörle mücadele konusunu gündeme getirdikleri zaman karşılarına “ifade özgürlüğü” gibi konuları gündeme getirenlerin, öncelikle terör belasının kendilerine ne tür sorunlar çıkarttığını görmeleri gerektiğini dile getiren Kalın, şunları kaydetti:

“Bir örnek vereceğim. Dün bir Amerikan vatandaşı DAEŞ terör örgütüne katılma teşebbüsünde bulunduğu için 12 yıl hapse mahkum edildi. Bizce bu doğru bir tedbirdir, buna bir itiraz ya da eleştirimiz söz konusu değil. Belki ileride olabilecek birtakım terör saldırıları böylece önlenmiştir. Demek ki terörle mücadele söz konusu olduğunda, en sert tedbirler en katı şekilde uygulanabiliyor. Bu kamu düzeni ve terörle mücadele başlığı altında meşru, makbul görülüyor. Bizim buna bir itirazımız yok. Bizim tek talebimiz, burada Türkiye’ye de adil davranılmasıdır.”

Terörle mücadeleye ilişkin, ülkelerin tutumuyla ilgili değerlendirmede bulunan Kalın, “Terörle mücadele konusunda bu tür olaylar olduğunda, Batılı ülkelerin aldığı tedbirleri alkışlayanların, Türkiye aynı tedbirleri aldığı zaman baskıcı olmakla, hukukun üstünlüğünü ihlal etmekle eleştirmelerini elbette kabul etmemiz mümkün değildir” diye konuştu.

AB ile imzalanan geri kabul anlaşması ile AB’nin değişiklik istediği Terörle Mücadele Yasası ve vize muafiyetine ilişkin görüşlerini de paylaşan Kalın, şunları söyledi:

“Avrupalı dostlarımızın Türkiye’nin terörle mücadele kapasitesini azaltacak ya da zaafa uğratacak hiçbir talebin içinde bulunmamaları gerekir. Çünkü bugün Türkiye’yi vuran terör yarın Avrupa’yı vurur ki bunun örneklerini de gördük. Dolayısıyla Türkiye’ye terörle mücadele konusunda zaaf yaratabilecek bir takım tavsiye ve telkinlerde bulunmak yerine, Avrupalı dostlarımızın terörle mücadele konusunda tavizsiz bir şekilde Türkiye’nin yanında durması gerekir. Bu çerçevede de AB geri kabul anlaşması ve terörle mücadelesi çerçevesindeki müzakerelerin de teknik heyetler düzeyinde devam ettiğini bir kez daha ifade etmek isterim. Bu konuda olumlu bir süreç ilerliyor, biz de bu sorunun çözülmesi taraftarıyız ama dediğim gibi terörle mücadele konusunda Türkiye’yi zaafa uğratacak bir adım atmamız elbette mümkün değil. Dün ve bugün yaşanan hadiseler zaten bu konudaki haklılığımızı bir kez daha teyit etmiş durumda.”

Türk vatandaşlarının Schengen vize sistemi içerisinde vizesiz bir şekilde dolaşmasını sağlayacak düzenlemenin yapılması için de gerekli müzakerelerin yürütüldüğünü belirten Kalın, bu konuda somut adımların atılmasını ve olumlu bir netice alınmasını beklediklerini vurguladı.

Afrika ülkelerini ziyaretler sürecek

Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta Uganda, Kenya ve Somali’yi kapsayan Afrika ziyareti gerçekleştirdiğini anımsatarak, Afrika açılımının bir devamı olarak Afrika ülkelerine ziyaretlerin devam edeceğini bildirdi.

Gittikleri ülkelerde Türkiye’ye gösterilen teveccühün had safhada olduğunu ve bunun memnuniyet verici olduğunu vurgulayan Kalın, “Her gittiğimiz yerde bize söyledikleri ‘Türkiye’nin gizli bir ajandası yok, Türkiye’nin yardım modeli gerçek bir modeldir, Afrikalıların elinden tutan, onlara eşit muamele yapan bir yardımlaşma modelidir’. Hamdolsun Türkiye’nin bu coğrafyada veya herhangi başka bir coğrafyada emperyalist bir geçmişi de olmadığı için zaten Afrika ülkeleriyle bir gönül bağımız var. Bunu daha güçlü siyasi, ekonomik, diplomatik ilişkiler haline getirmek için de çalışmalarımız bundan sonra devam edecek” değerlendirmesinde bulundu.

Somali’de 80 dönümlük bir arazi üzerine kurulan Türkiye Büyükelçiliği’ne gıpta ile bakıldığının altını çizen Kalın, “Başka ülkelerin konteyner gibi, liman gibi yerlerde çok geçici bir diplomatik misyon kurduğu bir yerde Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük, metrekare itibarıyla en büyük, diplomatik misyonunun Somali’de yapmış olması da Somali’ye ve Afrika’ya verdiği önemi gösteriyor” dedi.

“Muhammed Ali, Türk halkının da gönlünde yer etmiş bir insandı”

ABD’li Müslüman boksör Muhammed Ali’nin vefatı dolayısıyla ailesine taziyelerini ileten Kalın, “Hayattayken ne kadar efsane bir figür ise vefatından sonra da bütün insanlığın adeta gündeminde kalmayı başarmış bir insan Muhammed Ali. Onun hatırası, temsil ettiği değerler bizim için de büyük önem arz ediyor. Çünkü gerek çok büyük başarılı bir sporcu, boksör olması gerek sivil haklar ve insan hakları mücadelesi öncüsü olması, gerekse Amerika-Afrika İslamı’nın en önde gelen figürlerinden biri olması hasebiyle Muhammed Ali, Türk halkının da gönlünde yer etmiş bir insandı” diye konuştu.

Muhammed Ali’nin herkeste güzel izler bıraktığını söyleyen Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yarın gerçekleşecek cenaze namazına iştirak edeceğini ve program çerçevesinde yapılacak birtakım programlara da katılma imkanı bulacaklarını dile getirdi.

Kalın, cenaze namazı sonrasında Amerikan Müslüman toplumunun önde gelenleriyle ve ABD’de yaşayan Ahıska Türkleriyle iftar yemeğinde bir araya geleceklerini belirtti.

“Alman Parlamentosu açısından düşündürücü bir durumdur”

Alman Federal Meclisi’nde alınan 1915 olaylarına ilişkin kararı da değerlendiren Kalın, şunları kaydetti:

“Hukuki zemini olmayan, tarihi gerçeklerle bağdaşmayan, siyasi sorumsuzluk örneği olan bu kararı tanımadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz ama ilginç olan şudur. Meclis’te yapılan tartışmaların tutanaklarına baktığınız zaman bazı milletvekillerinin Türkiye, Osmanlı, bizim tarihimiz konusunda ne kadar büyük bir cehalet, husumet ve ön yargı içinde olduklarını da esefle gördük. Bu da not edilmesi gereken bir konudur, parlamentoya getirilen bu kadar ciddiyet arz eden bir konunun böylesine gayrı ciddi, tarihi gerçeklerden uzak ve tamamen hasmane bir tutumla ele alınması da hakikaten çok düşündürücü. Bizim açımızdan değil, Alman Parlamentosu açısından düşündürücü bir durumdur. Onların kirli tarihlerinin bizim tarihimizi kirletmesine asla izin vermeyiz. Bizim kendi tarihimizle yüzleşemeyeceğimiz hiçbir şey yok hamdolsun ama bu karar aynı zamanda Almanya’da yaşayan 3 milyondan fazla Türk’e de verilmiş çok kötü bir mesajdır, bunun da altını çizmek isteriz.”

Türkiye’nin bu karara karşı gerekli tedbirleri almaya ve gerekli tepkileri vermeye devam edeceğini vurgulayan Kalın, bu çerçevede Berlin Büyükelçisinin istişare amacıyla Türkiye’de bulunduğunu anımsattı. İbrahim Kalın, “Bu parlamento kararının bir hükmü yok bizim açımızdan ama Alman Hükümetinin de bu parlamento kararının kendileri açısından bağlayıcı olmadığını ifade edecek bir tutum içinde olmalarını bekliyoruz” dedi.

Kalın, “Alman Federal Meclisi yalan yanlış tarih bilgisiyle ve sorumsuzluk örneği olan böyle bir siyasi gündemle Türkiye’ye yüklenmek yerine kendisi PKK terör örgütünün Almanya’daki örgütlenmesine son verecek, Neonazi cinayetlerini önleyecek birtakım tasarıları gündemine alabilir. Bu Alman toplumuna da Türkiye-Almanya ilişkilerine de daha iyi katkı verecektir” ifadesini kullandı.

Özellikle Halep ve çevresi olmak üzere, Suriye’deki durumun giderek kötüleşmeye devam ettiğini ifade den Kalın, Suriye’de çatışmasızlık ortamının sağlanması amacıyla yapılan anlaşmaların Esed rejimi tarafından sistematik şekilde ihlal edildiğini, bu yüzden de Cenevre müzakerelerinin askıya alındığını anlattı.

Son toplantının 18 Nisan’da yapıldığını ve o tarihten beri de yeni bir müzakere toplantısı yapılma imkanının ortaya çıkmadığını dile getiren Kalın, Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisinin de 17 Mayıs’ta Viyana’daki toplantıda, bir sonraki müzakereleri yeniden başlatmak için 30 Mayıs’ta toplantı yapacağını ilan ettiğini ama şu ana kadar da bu toplantının yapılacağına dair herhangi bir işaret gelmediğini bildirdi.

Sahadaki durumun giderek kötüleştiğini, rejimin her türlü hak ihlaline ve anlaşma maddelerinin ihlaline devam ettiğini belirten Kalın, şöyle devam etti:

“Tabii bu şartlarda, muhalefetin de müzakerelere devam etmesi de imkansız görünüyor. Halep ve civarında yaşanan hadiseler de elbette bizim için büyük endişe kaynağıdır. Zira burada yaşanacak yine bir toplu katliam, oradan yüz binlerce insanın Türkiye’ye doğru göç etmesine neden olacaktır. Bununla ilgili bizim tabii ki tedbirlerimiz var. Açık kapı politikamızı uygulamaya devam edeceğiz. Ama yaşanan insani dramı, dünyanın daha net bir şekilde görmesi lazım. Böyle dönem dönem Suriye’de yaşananları görüp üzülüp ‘ah, vah’ edip ondan sonra tekrar Suriye meselesini unutmak maalesef 3-4 yılın bir rutini haline geldi. Bunun meseleyi çözmediğini de bir çok defa gördük. Türkiye, burada yükü en fazla üstlenen ülkelerden birisi olarak yine uluslararası topluma bu insani ve siyasi, ahlaki çağrıyı yeniliyor. Artık dünyanın Suriye’de yaşanan bir insani, siyasi krizi görmesi ve bunu çözmek için daha kararlı, daha samimi, daha dürüst adımlar atması gerekiyor.”

Eylem Planı hazırlanıyor

Kalın, bir gazetecinin Alman Federal Meclisi’nde Ermeni iddialarına ilişkin alınan karara karşı atılacak somut adımlara ilişkin sorusu üzerine, kararla ilgili tedbirlere ilişkin bir çalışmanın başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere ve ilgili birimler tarafından yapıldığını, bir eylem planının hazırlandığını bildirdi. Kalın, “Bu tekmil edildiği zaman Başbakanımıza, Cumhurbaşkanımıza arz edilecek ve ondan sonra detaylar ortaya çıktıkça bunları da sizinle paylaşacağız” dedi.

“Başbakan, bu sabah Midyat saldırısını PKK’nın düzenlediğini açıkladı ama dünkü İstanbul saldırısının sorumlusu belli oldu mu?” sorusuna karşılık, “Benim anladığım Başbakanımızın yaptığı açıklamadan saldırının faili olarak işaret ettiği yer, İstanbul’daki saldırıydı. Midyat’taki saldırı henüz tabii çok yeni. Bütün verileri topladıktan sonra bir açıklama yapmamız ancak söz konusu olabilir. Ama dün İstanbul’da meydana gelen saldırıyla ilgili bütün veriler, bütün işaretler bölücü terör örgütünü işaret ediyor” yanıtını verdi.

“Müstakil bir üs söz konusu değil”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, “Almanya’nın Türkiye’de bir üs kurmak için talebi olmuştu. Türkiye Almanya’ya nasıl cevap verecek?” sorusu üzerine, şöyle konuştu:

“Almanya’nın İncirlik’te müstakil bir üs kurma şeklinde talebi söz konusu değil. Burada söz konusu olan, DAEŞ’le mücadele uluslararası koalisyonu bağlamında İncirlik Üssü’nün kullanılmasıyla ilgili bir taleptir ki zaten bu şu anda fiilen yapılıyor. Almanya’nın koalisyon çerçevesinde 2 tane uçağı zaten İncirlik Üssü’nü kullanmakta. Ama bunlar muharip uçak değil daha ziyade istihbarat toplamak ve ikmal amaçlı gelmiş olan uçaklar. Belki bu sayının arttırılmasına yönelik personelin kalma yeri vesaire konusu ile ilgili bir trafik olabilir Genelkurmay Başkanlığımızca ve Milli Savunma Bakanlığımızla. Ama öyle müstakil ayrı bir üs kurulması diye bir şey söz konusu değil.”

Kalın, bir gazetecinin İngiliz basınında yer alan “DAEŞ’in üniformalarının Antakya’da dikildiği, kumaşlarının da İstanbul’dan gittiği, Türkiye’ye gelen Suriyeli çocukların da tekstil fabrikasında bu üniformaları diktiği” yönündeki iddiaları hatırlatması üzerine, bu haberlerin gayri ciddi olduğunu belirtti.

İbrahim Kalın, “Aslında detaylarına baktığınız zaman belki gazeteci olarak bunu sizin biraz daha tetkik etmeniz daha isabetli olur. Giden muhabirin, fotoğrafçının yaptığı ilk açıklamalara, sonraki haberin şekline baktığınız zaman açıkçası çok ısmarlama bir algı operasyonu gibi görülüyor. Böyle bir şey söz konusu değil” değerlendirmesini yaptı.

“Rusya aslı astarı olmayan açıklamalar yapmayı alışkanlık haline getirdi”

Rusya medyasında yer alan “Türkiye’den Suriye’ye geçen tırlarda, DAEŞ’in kontrolüne geçen bölgelere silah taşındığı” iddiasına ilişkin bir soruya da Kalın, “Maalesef Rus tarafı Rus uçağının düşürülmesinden beri Türkiye aleyhine bu tür aslı astarı olmayan açıklamalar yapmayı bir alışkanlık haline getirdi. Bunu ispat etsinler DAEŞ’in kontrolünde olan bölgelere silah gönderildiği, kamyonların silah götürdüğü… Hatırlayın, bu mesele Türkiye’de kimler tarafından ne şekilde gündeme getirildi, sonuçları da ortada. Burada Rus propagandası maalesef yine böyle yalan yanlış bilgilerle Türkiye’ye karşı bir karalama kampanyası yapmaya çalışıyor. Bunun ciddiye alınacak bir tarafı yok” yanıtını verdi.

Kalın, Kilis’e yönelik saldırılara ilişkin bir soru üzerine de daha önce DAEŞ terör örgütü menşeili roketlerin Kilis’e düştüğünü dile getirerek, şunları kaydetti:

“Bir müddettir orada bir sakinlik vardı. Şimdi bu sabah tabii uçaksavar mermilerinin düştüğünü gördük. Bununla ilgili gerekli bütün tedbirler alınıyor. Roket saldırıları başladığı zaman da biz gerek kendi kara kuvvetlerimizin imkan ve kabiliyetleriyle gerekse uluslararası koalisyonun havadan verdiği destekle oradaki onlarca DAEŞ hedefini yerle bir ettik. DAEŞ’le mücadele kapsamında da şu ana kadar 3 binden fazla DAEŞ hedefi Suriye’nin farklı noktalarında vuruldu ve bin 400 civarında da DAEŞ’li terörist bertaraf edildi, etkisiz hale getirildi.

Bunlara karşı da mücadelemiz en kararlı bir şekilde devam edecek. Türkiye’nin hem içeride, hem dışarıda, hem PKK hem DAEŞ, hem DHKP/C, YPG  ve benzeri terör örgütlerine karşı mücadelesi en kararlı şekilde devam edecektir. ”

“Bir planlama söz konusu değil”

Kalın, bir gazetecinin “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik anayasa değişiklik teklifini onaylama süresine ilişkin bazı eleştiriler geldi. Yasal süre olan 15 günü sonuna kadar kullanmasıyla ilgili, HSYK Kararnamesi’ni beklediği yönünde de eleştiriler var.” sözleri üzerine, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Böyle bir planlama söz konusu değil. Cumhurbaşkanımız 15 günlük yasal süre hakkını kullanmıştır. Cumhurbaşkanımıza imzaya geldiği gün biz Afrika seyahatine çıktık. Yani aynı güne denk geldi. Tabii ki burada bir müzakere süreci oluyor, burada da değerlendiriyor ilgili hukuk birimleri ve arz ediliyor. Daha sonra kendileri uygun gördükleri bir zamanda bunu imzalıyorlar. Zaten sürenin 4-5 günü Afrika’daydık. Geldikten sonra da kendisi değerlendirmeleri yaptıktan sonra imzaladı. Bunun başka bir konuyla ilişkilendirilerek takvimlendirildiğini düşünmek bana biraz çok spekülatif geliyor.”

Diploma iddiaları ciddiye alınmayacak şeyler

Bir basın mensubunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite diplomasıyla ilgili tartışmalar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Tokyo’ya büyükelçi olarak atanacağı yönündeki iddialara ilişkin soruları üzerine Kalın, şu yanıtı verdi:

“Ülkemizin bu kadar meseleyle uğraştığı bir dönemde bunlar aslında ciddiye alınmayacak şeyler. Fakat Cumhurbaşkanımızın diploması meselesinin ne amaçlarla sürekli köpürtülüp, gündeme getirildiği ortada. Şimdi ilginç olan sağda solda pek de ciddiye alınamayacak mecralarda gündeme getirilen bu konunun daha farklı, ciddi olmasını beklediğimiz kişiler tarafından dillendiriyor olması. Bu konuda aslında biz daha önce de açıklama yaptık. Sayın Cumhurbaşkanımızın diplomasının kopyaları basınla paylaşıldı, internette var. Girerseniz bulursunuz, yıllıklarda yayınlandı. Bütün bunların üzerine Sayın Rektör geçen hafta bir açıklama yaptı. Bundan öte ne yapmamızı bekliyorlar. 10 milyon tane çoğaltıp, o diplomayı herkesin adresine mi gönderelim? Bu konuda eğer ciddi ve samimi bir gayretleri varsa, üniversitenin yaptığı açıklamayı da esas alarak değerlendirirler. Biraz dert başka anladığım kadarıyla.”

Hem Türkiye’de belli çevrelerde hem de Avrupa’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a saldırmanın ve Erdoğan karşıtlığının prim yaptığına dikkati çeken Kalın, “Birileri bunun üzerinden, içinde Tayyip Erdoğan’ın olduğu, bir şekilde eleştiri konusu olabilecek mevzuları gündemde tutarak, kendilerine prim yapmaya çalışıyor. Alman Parlamentosu’nda örnek verdim. 1915 Olayları’nın tartışıldığı bir oturuma bakın, sürekli Tayyip Erdoğan’ı tartışıyorlar. Hani konu 1915’ti, hani bugünkü Türkiye’yi sanık sandalyesine oturtmak gibi bir niyetiniz yoktu, hani tarihle yüzleşmekti esas olan. Onları bir kenara bırakın, Tayyip Erdoğan saldırganlığı merkezli bir tartışma yürüyor. Üstelik de burada Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde, daha sonra Cumhurbaşkanı olarak attığı adımların hiçbirisi gündeme bile getirilmiyor. Yani 1915 Olayları ile ilgili, tehcirle ilgili, ortak acı konusundaki açıklamalarımız, Ermenilere dilediğimiz taziye ve acılarını paylaştığımızı ifade etmemiz… Onların taşınmaz mülklerinin iadesi, Akdamar Kilisesi’nin restore edilmesi vesaire, vesaire hepsi bir kenara bırakılıyor. Böyle aslı astarı olmayan konular üzerinden gündem yapılıyor. Bana sorarsanız bu diploma tartışması da bundan çok farklı değil” değerlendirmesinde bulundu.

Kalın, MİT Müsteşarı Fidan’ın görevinin başında bulunduğunu vurgulayarak, “Biz bunu daha önce açıkladık. Buradan bir defa daha teyit edeyim. Görevinin başındadır. Sayın Müsteşarımız dün buradaki toplantıda da bizimle beraberdi. Bu tür spekülasyonları kimler çıkartıyor ona bir bakmak lazım. Amaç ne? Bu, Sayın Hakan Fidan’ı yıpratma operasyonudur. Burada hükümetimizin, Cumhurbaşkanımızın tavrı son derece nettir. Görevinin başında, görevini de iyi yapan bir müsteşarımız vardır. Bu tür yıpratma operasyonlarıyla, yalan yanlış haberlerle kendilerince Hakan Fidan’ı yıpratmaya çalıştıklarını zannediyorlar, başarılı olamayacaklar” diye konuştu.

“Milletimiz kimin, nerede durduğunu görüyor”

Başka bir gazetecinin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, katıldığı bir televizyon programında, “Biz hapiste hasta yatan PKK’lıya da gittik, DHKP-C’liye de gittik. Hiç ayrım yapmadık” yönündeki ifadelerini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Kalın, şöyle konuştu:

“Hala Türkiye’de bu cümleler kurulabiliyorsa, terör örgütleriyle ilgili, terör mensuplarıyla ilgili bunun takdirini tabi millete bırakmak gerekir. Şunu da söylemem lazım, terörle mücadele konusunda bir tarafta hükümeti eleştirirken, öbür tarafta da kendilerinin böyle açıklamalar yapmaları veya birilerinin gene adeta terör faaliyetlerini teşvik edici, meşru gösterici, şirin gösterici tavırlar içerisinde bulunması elbette abesle iştigaldir. Bu çerçevede dokunulmazlıkların kaldırılmasında da biliyorsunuz hep bu konu gündeme geldi.”

“Şimdi Avrupa’nın bütün meseleleri bitmiş gibi bir bakıyorsunuz bir takım Avrupalı siyasiler de bunu sürekli gündem yapıyorlar.” diyen İbrahim Kalın, sözlerine şöyle devam etti:

“Dokunulmazlıklar neden kaldırıyor, böyle bir şey olabilir mi? Halbuki biz, dosya halinde örneklerini koyduğumuz zaman önlerine hiçbir cevap veremiyorlar. Avrupa’da dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili örneklere kendileri bir baksınlar. Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, İspanya’da, İtalya’da, Avrupa’nın önde gelen ülkelerinde hangi milletvekillerinin dokunulmazlıkları, hangi gerekçelerle kaldırılmış, o kadar benzerlikler var ki. Terör destekçisi olduğu için, falanca faaliyete katıldığı için vesaire. Şimdi bunlar söz konusu olduğunda, Avrupa’da bu hukukun üstünlüğü çerçevesinde izah ediliyor, Türkiye’de olduğu zaman başka. Hukuk çerçevesinde bu konu parlamentoya geldi ve bu konuda bir karar alındı. Bundan sonra da inşallah hukuki süreç içerinde yürüyecektir ama dediğim gibi milletimiz terörle mücadele konusunda kimin nerede durduğunu çok açık bir şekilde görüyor.”

“Münbiç’in DAİŞ’ten temizlenmesi bizi de rahatlatacak bir şeydir”

“ABD destekli Münbiç operasyonunda daha çok YPG güçlerinin yer aldığı anlaşılıyor. Dün Sayın Çavuşoğlu, ‘ABD bize operasyon sonrası YPG güçleri ayrılacak garantisi verdi.’ dedi. Bu garanti sizi ikna etti mi? Fırat’ın batısında YPG güçlerinin kalması durumunda Ankara’nın tepkisi ne olacak?” yönündeki bir soru üzerine İbrahim Kalın, şunları söyledi:

“Münbiç çevresinde yürütülen operasyonu bildiğiniz gibi Suriye Arap Koalisyonu yönetiyor ve bunun bünyesinde bulunan da Münbiç Askeri Konseyi tarafından yürütülüyor. Bunlar ağırlıklı olarak Münbiçli Araplardan oluşan bir kuvvettir. Şimdi tabi ki Münbiç ve çevresinin DAİŞ terör örgütünden temizlenmesi bizim de desteklediğimiz bir hedeftir. Çünkü biz DAİŞ’e karşı bütün sınırımızda bu operasyonun yapılması için aslında uzun bir süredir çağrıda bulunuyoruz ve bunun Cerablus ya da Mari-Harcele hattı üzerinde de bir an önce hayata geçirilmesi için biz Amerikalılarla ve diğer koalisyon ortaklarıyla uzun bir süredir görüşüyoruz. Dolayısıyla nihai hedefi itibarıyla Münbiç’in DAİŞ’ten temizlenmesi bizi de rahatlatacak bir şeydir. Çünkü orada bir tedarik hattı, intikal hattı kesilmiş olacak. O noktada bizim bir sorunumuz yok. YPG güçlerinin buraya katılması meselesine gelince, bizim şu ana kadar gördüğümüz ve Amerikalılarla konuştuğumuz konu şudur, YPG’liler Münbiç’in içine girmeyecekler, onlar geriden lojistik destek sağlayacaklar. Çünkü zaten YPG’lilerin Münbiç’e girmesi orada da çok ciddi başka etnik gerilimleri tetikleyecek bir gelişme olacaktır.”

Süreci yakından takip ettiklerini bildiren Kalın, “Ama bizim YPG konusundaki tavrımız da açık ve nettir, bu konudan herhangi bir geri dönüş söz konusu değildir” ifadesini kullandı. AA