Engele yer olmayan hikaye

Hepimizin hayatı birer hikayedir aslında. Önemli olan bu hikayede neler yaptığımızdır. Kendi hikayesinde engellere yer vermeyen birisi Elif Gamze Bozo. Yaşama camdan tutunan, cam kemik hastası, engelli bir genç kız. Bedenindeki engelleri silmiş, ders alınabilecek nadir insanlardan birisi.

Eklenme: 10 Ağustos 2018 - 08:53 / Son Güncelleme: 10 Ağustos 2018 - 8:53 / Editör: Büşra Kılıç

Ceren Tuğçe ÖZDEMİR- Ticari Hayat Gazetesi- Cam kemik hastası olarak doğduğu günden bu yana hayatında engel kelimesine yer vermeyen Elif Gamze Bozo ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Elif hanım öncelikle kendinizden bahseder misiniz? 
1984’de Ankara’da doğdum. Cam kemik hastası olarak dünyaya geldim. İlkokula başlama çağımda hastalığım nedeniyle, okula alınmak istenmedim. Ailemin büyük mücadelesi ile okula sonradan alındım. İlkokul yıllarımı Osmaniye’de geçirdim. Ortaokul dönemlerimde Ankara’ya yerleştik. Okul yıllarımda birçok şiir yarışmasında ödüllere layık görüldüm. Skolyoz hastalığımın verdiği sağlık sorunlarımdan dolayı açık lisede okul hayatıma devam ettim ve Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde eğitimimi tamamladım. 2008 yılında Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği’nden (AFSAD) fotoğraf sanatı eğitimi ve 2011 yılında Anadolu Üniversitesi “Etkili Konuşma ve Diksiyon” eğitimini başarıyla tamamladım. Üniversiteyi okurken başladığım bir televizyon kanalında 5 yıla yakın muhabirlik yaptım. Fakat ulaşım sorunumdan dolayı, muhabirlik hayatını bırakmak zorunda kaldım. Şu an Türk Telekom Assistt Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri Çağrı Merkezinde, iletişim asistanı olarak çalışmaktayım.

Fotoğraf çekmeye ne zaman ve nasıl başladınız? 
Aslında lise yıllarımda bir kamera merakım vardı. Kendi harçlıklarımla biriktirip bir video kamera almıştım. O zaman hayalim kısa film yapmaktı. Üniversiteyi radyo televizyonculuk bölümünde okumak istiyordum. Hacettepe Üniversitesi Radyo Televizyon Bölümü’nü kazandım. Ancak ulaşım ve erişim sorunumdan dolayı gidemedim. Daha sonra bir gazetede çalışma hayatım başladı. Habercilik yaparken mutlaka kamera kullanıyorsunuz. Bana hocalarım; “Daha iyi haber yapabilmen için kamerayı iyi kullanabilmen lazım” dediler ve Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Sevgili Can Gazialem Hocam ile fotoğraf eğitimimi tamamladım.

Fotoğrafçılığı nasıl tarif edersiniz? 
Fotoğrafçılığı tanımlamadan önce, fotoğrafı tanımlamak gerekiyor. Bana göre fotoğraf, zamanın içinde, anı durdururken, bir diğer taraftan da o anı tekrar yaşatır. Tarihe, mekana, doğaya, yaşanmış hikayelere, insanlara, savaşlara, barışa, mutluluğa, hüzünlere ve herşeyden önemlisi insan yüreğine dokunur. Fotoğraf çeken kişiler, foto muhabirleri ve fotoğraf sanatçıları işte o yaşananlara ortak olur. Paydaşı olur.

Sizi en çok etkileyen bir fotoğrafın hikayesi var mı? 
Hemen hemen çekmiş olduğum fotoğrafların bende hep hikayesi unutulmaz olur. Ama en çok Senegal’de çocukları çekerken unutamadığım anlar oldu. Bana insanlığı öğrettiler. Bir gün Senegal’de fotoğraf çekimi sırasında bir baba, 5 çocuğuyla beraber sokakta dilenirken, onların fotoğrafını çekerken, en küçük bebeği benden korktu. Beyaz tenlilerden çocuklar korkuyor. Tam çekerken ağlamaya başladı. Ben o an ne yapacağımı bilemedim. Göz yaşları sanki içime aktı. Annem hemen kucağına aldı. Yiyecek ve giyecek birşeyler verdi. Gözyaşları akarken ben onu fotoğrafladım. Ama o bebek benim içimde hep bir sızı olarak kaldı. Ben sonra tabi ilgilendim. Çok sevdim sarıldım, ama unutamıyorum….

Sizin gibi bir takım hastalıkları olan ve bu rahatsızlıkları engel olarak gören veya bulunan insanlara neler önerirsiniz? 
Kimseye bir öneri de bulunamıyorum. Tabiri caizse ahkam kesmekte istemem. Çünkü toplum önyargıları ve devletin koyduğu yasalar önünde, engelli ve engelli ailelerin çoğu zaman bunları aşmaya gücü olmuyor. Üstüne hastalığın getirmiş olduğu özel bakım için maddi giderler, bir çoğunu yaşamdan soyutluyor. Bazı Engelli Aileleri yeteri kadar manevi donanıma ve güce sahip olamıyor. Malesef ki, birçok engelli eve kapatılıyor ya da eğitimini yarıda bırakıyor. İş bulamıyor. Zaten toplum her ne kadar ‘birçok konuları aştık’’ dese de, yine de kırılamayan önyargılar var. Engelli ve ailelerinin nelerle mücadele ettiklerini biliyorum. Ancak tüm olumsuzluklara rağmen, aileler pes etmemeli. Engelli çocuklarını topluma kazandırmalı diye düşünüyorum. Pes edersek çok şey kaybedeceğiz. Neyimi? Bir insanın topluma olan geri dönüşümünü. Attığımız pet şişenin bile geri dönüşümü varsa insanoğlunun neden olmasın.

Şu ana kadar ki fotoğraf çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Sanat ile ilgili tüm çalışmalarımdan bahsetmek isterim. 3 şiir kitabı, bir belgesel fotoğraf kitabımı okuyucuyla buluşturdum. 30 kişisel sergi ve uluslararası sergilerde yer aldım. Engelsiz Sanat Platformu ile başlamış olan “Yorgan Altında Kimse Kalmasın” hareketi kapsamında rol model seçildim. 2008 yılında ailemle gezi sırasında çektiğim fotoğraf çalışmalarımla 2011 yılında Engelsiz Sanat Platformu “Anadolu’yu Tanıyor muyuz?” adlı sergiyi hazırladık. Türkiye’nin birçok yerinde sergiledim. Tabi bu fotoğraf çalışması bana yetmedi! Ve sonra Senegal’e gitmeye karar verdim. Senegal fikrinin çıkış noktası ilginç ve bir o kadar da güzeldir. 2015 Ekim ayında Uluslararası İzmir Fotoğraf Günleri’nde birçok fotoğraf sanatçılarının ve ustaların bir araya geldiği 10 gün boyunca sadece fotoğrafın konuşulduğu bir etkinlik düzenlenmişti. Ben de konuşmacı konuk olarak katılmıştım. Tabi etkinlik boyunca birçok sanatçı ile tanışma şansı yakaladım. İzmir’den döndüğüm de fotoğraf sanatı alanında kendimi biraz daha farklı mekânlara sürüklemem gerektiğini hissetmiştim. TRT Belgesel’de tesadüfen denk gelen görme engelli Fransız Gazeteci Sophie Massieu’nun “Senin Gözlerinden” adlı bir belgesel çalışmasını izlerken çok etkilenmiştim. Bu program hakkında bir fotoğraf sanatçısı meslektaşım ile konuşurken bana şunu dedi: “Sende bunu yapabilirsin.” Önce tedirginlik yaşadım, daha sonra “Neden olmasın” demeye başladım. Derken tam o sırada telefonum çaldı. Babamın 30 yıllık mühendis arkadaşı Senegal’den (ailece görüştüğümüz) Mesut amcam arıyordu. Hiç düşünmeden “Mesut amca yanına gelmek istiyorum” dedim. Mesut amcam, “Tamam yeğen ne zaman istersen” diye cevap verdi. Hemen o anda doktorum Doç. Dr. Özgür Demir hocamızı aradım. İzin istedim. Bir sakınca görmedi. Herkesin aksine doktorum, “Hiçbir şeyin sana engel olmasına izin verme” dedi. Beni bu söz inanılmaz cesaretlendirmişti.

Gelecek hedefleriniz nelerdir?
İki önemli projem var. İlk projem Kasım ayında Karikatür çizer Cüneyd Özen ile beraber, benimde amatör resim çizimlerimin olduğu karma yapacağımız sergi. İkincisi ise, Mart ayında Küba’ya gidip hem belgesel çekeceğim, hem de Küba Doktorlarından cam kemik hastalığımız hakkında tedavi ve bilgi toplayıp, Türkiye’ye sunmak niyetindeyim. Ancak bu iki proje için finansal destek arıyoruz.