SON DAKİKA
   Filistin'de ayrılık dönemi bitti    Mithat Bayrak son yolculuğuna uğurlandı    Akıllı sarı basın kartı önerisi    Ermenilerin torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz    Veli bilgilendirme sistemi akıllı cihazlarda    Türkiye'ye 53 yeni santral    Kısa mesajla bebek takibi    Esed güçlerinin operasyonlarında 74 kişi öldü    Cezayir'de Buteflika yeniden cumhurbaşkanı    Batan feribotta ölü sayısı 150'ye yükseldi    Meclis 94 yaşında    Mesir Macunu Festivali başladı    Kredi kartı borçlarına yönelik çalışma yok    Nejat İşler taburcu oldu    Taksim'den ümidinizi kesin    Yeni medyanın sorunlarından biri de hukuki sorumlu    Şans oyunları özelleştirmesinde teklif verme süres    Yeni Zelanda ile ticaretimizi büyütebiliriz    AA DirectFN ile anlaşma imzaladı    Cuma günü çok önemli bir reformu paylaşacağız

George W. Bush'un fotoğrafçısı Eric Draper: “Bazı fotoğraflar benimle birlikte mezara gidecek”

ABD'nin 43. Başkanı George W. Bush'un fotoğrafçısı Eric Draper (solda), Beyaz Saray'da Başkan'ın telefon görüşmelerinin her birinin kayda geçtiğini ve o görüşmenin yapıldığı anın görüntülendiğini söylüyor.  Fotoğraf: © Copyright Eric Draper Arşivi

05 Temmuz 2012 Perşembe, 21:33
Haber: M. Yaşar Durukan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 43. Başkanı George W. Bush'u, 8 yıllık başkanlığı döneminde adım adım izleyen Beyaz Saray'ın baş fotoğrafçısı Eric Draper, Türkiye'deydi.

Draper, Cumhurbaşkanlığı Baş Fotoğrafçısı Mehmet Demirci'nin davetlisi olarak geldiği Çankaya Köşkü'nde, Cumhurbaşkanlığı Fotoğraf Servisi çalışanları ve bir grup gazeteciyle deneyimlerini paylaştı.

Associated Press'in de aralarında bulunduğu bazı basın kuruluşlarında 14 yıl foto muhabirliği yaptıktan sonra Beyaz Saray'a (White House) geçen Draper, Bush'un başkan seçilmesiyle başlayan dönemde, 11 Eylül, Afganistan ve Irak savaşları, ekonomik kriz, Katrina Kasırgası gibi olağanüstü olaylara farklı bir açıdan tanıklık etti.

Drapher, aralarında daha önce medyada yer almamış çok özel fotoğrafların da bulunduğu sunumunun ardından Türkiyeli meslektaşlarının sorularını cevapladı.





Beyaz Saray'da nasıl işe başladınız?

"Her fotoğrafçının yolu tabi ki Beyaz Ev'den geçer ama benimki biraz farklı, hiç farkında olmamıştım aslında. Ben basın için fotomuhabirlik yapıyordum. On dört yıl boyunca haber fotoğrafçılığı yaptım. Sekiz yıl bir gazete için çalıştım. Bir altı yedi yıl kadar Associated Press (AP) için çalıştım ve uluslararası haberler yaptım. Hatta başkanlık seçimleri ile ilgili kampanya haberleri yaptım. 2000 yılında yolum hiç farkında olmadan Beyaz Saray'la kesişti. Dediler ki, zamanlama çok önemli. Böyle derler bilirsiniz. Bu işi yapmak aklımın bir köşesinden geçmezdi o zamanlar.

2000 yılını hatırlayacak olursak; seçim zamanıydı. Florida'da bir mahkeme süreci başlamıştı. Ben de bunun haberini yapmakla sorumluydum. Dolayısıyla Sayın Bush'a kişisel olarak şahsen gidip sorma şansım oldu. Bir christmas partisine davet edilmiştim eşimle birlikte aralığın son günlerine doğru. Sayın Bush'un elini sıktım, tokalaştık. Dedim ki, 'bizi de davet ettiğiniz için çok teşekkürler bu arada ben sizin şahsi fotoğrafçınız olmak istiyorum' dedim ve gözlerinin içine baktım. Hiç gözümü kırpmadım doğrudan gözlerinin içine baktım. Herhalde dünyadaki en uzun tokalaşma budur. Çünkü bana baktı, baktı ve dedi ki "Çok iyi olabilir, bakalım." Zaten bir hafta içinde mülakat için aradılar."



BEYAZ SARAY FOTOĞRAFÇILIĞI 1960'LARDA BAŞLADI

Beyaz Saray'da fotoğrafçılık hangi tarihte başladı?

Öncelikle asker sorumluluğundaymış Beyaz Ev'de fotoğraf çekme konusu. Okayama Moro isimli fotoğrafçı, 1960'lardan itibaren Johnson Başkan olduktan sonra ilk sivil fotoğrafçı memur olarak çalışmaya başlamış. İlk sivil ve personelin bir parçası olan Johnson'un fotoğrafçısı olmuş. Ve çıtayı o belirlemiş aslında. Nasıl yapılır, ne nasıl olur? Biraz o belirlemiş. Ve yıllar içerisinde tabii ki her Başkan kendine bir fotoğrafçı seçmiş, getirmiş. Her hükümetin Johnson'a kadar baş fotoğrafçısı olur. Başından beri dört jenerasyon var. Texas'taki Johnson'un Başkanlık kütüphanesinde bir panelde başfotoğrafçılarla bir araya gelip, tecrübelerimizi anlattık. Başkanlarla gelen fotoğrafçının da mutlaka basın geçmişi oluyor. Ya haber yapmış ya gazetede çalışmış ya dergilerde çalışmış. Bence bu çok önemli, umarım da böyle devam eder. Çünkü tecrübenizin her parçasını kullanıyorsunuz, ben kullandım örneğin. Gazetedeki tecrübelerimden çok faydalandım.



Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı'nda bir basın ofisi var. Düzenli olarak bize fotoğraf sunuyorlar. Sizde nasıl? Siz acaba fotoğrafları basına nasıl dağıtıyorsunuz? Bu sürecin nasıl işleyeceğine kim karar veriyor?

Bush Beyaz Saray'ı döneminde genelde o dönem ne teknoloji varsa o bizi yönlendiriyordu. Mesela dijital fotoğrafçılık yaygınlaştığında Beyaz Saray'da işler değişti. Ben ilk başladığım zaman filmle çalışıyorduk ve bu apayrı bir süreçti. İlk dört yıl film üzerinden çalıştık, ikinci dört yılda hep dijital çektik. İşte bu süreç zarfında basınla fotoğrafların paylaşılması süreci daha da gelişti. Çünkü gittikçe artan bir ilgi oldu. Hatta üçe katladı diyebilirim. Bu da süreci şekillendirdi. Teknoloji gelişiminden, internet gelişiminden, web sayfalarından dolayı ilgi üçe katlandı. Yirmi dört saat sürekli haber döngüsü var. O yüzden, Beyaz Saray'da bu ihtiyaca cevap verebilmek için kendi sürecini geliştirdi.

Bizim sorumluluğumuz öncelikle Beyaz Ev'in onayladığı fotoğrafları paylaşmak. Basın Ofisi öncelikle fotoğrafları onaylıyor, sonra basınla paylaşılıyor. Benim işimse, her şeyin resmini çekmek. Yani, seçim sürecine ben de destek oluyorum ama asıl sorumluluğum seçim değil, karar vermek değil, hangi fotoğraf onaylanacak buna karar veren basın ofisi. Ben değilim. Bunu basın ofisi kararlaştırıp onaylıyor ondan sonra paylaşılıyor.

CLİNTON DÖNEMİNDE DAHA AZ FOTOĞRAF YAYINLANIYORDU

Ve yine bu zaman içerisinde şu da gelişti. Şöyle ki: Basın içerisinde de Beyaz Saray'da uzmanlaşmış bir ekip oluştu. Ve bu kişilerin erişiminin olması gerekiyor. Haber yapabilmek için. Rapor yazabilmek için. Yani, biz basınla rekabet etmek istemiyoruz, basın ofisinde biz onlara destek olmak istiyoruz. Onlara fotoğraf verebilmek istiyoruz. Ellerinde olmayan fotoğrafları, ulaşamayacakları koşullardan dolayı ulaşma imkânları olmayan görüntüleri onlara vermek istiyoruz. Yani, benim orada çalıştığım dönemde böyleydi. Aslında daha önceki idarelerden, hükümetlerden kat kat daha fazla fotoğraf verdik. Şimdi yeni bir idare var. Herhalde onlar da bizden fazla fotoğraf paylaşıyordur. Ayrıca basından gelen talep de iyice arttı. Hatta eleştiri de alıyoruz. Çok resim paylaştığımız konusunda eleştiriliyoruz da. Ama biz talep doğrultusunda hareket etmeye çalışıyoruz ne de olsa. Mesela Beyaz Ev'in web sayfasında fotoğraflar var. Clinton idaresindeki süreçte çok az görürdünüz. Ama bizde çok daha fazla görüyordunuz. Tonlarca fotoğraf koyuyorduk oraya. Çok görüntü, fotoğraf yayınlıyorduk. Bizden önce böyle değildi. Yani, demek istediğim artık fotoğraf yayınlayabileceğimiz mecra da çok çeşitlendi.

Gösterdiğiniz fotoğraflardan bir tanesinde, uzaktan kamera yerleştirdiğiniz bir kare vardı. Biz de bunu istiyoruz ama bunun olmayacağını söylüyor yetkililer. Hâlbu ki bakın çok güzel çekilmiş. New York Times'de görmüştük bir ay önce. Resmi bir fotoğrafçı değil, başka dışarıdan bir fotoğrafçının başka bir yere uzaktan kamera yerleştirilmesine izin veriliyor. Yani, siz bununla ilgili ne düşünüyorsunuz bu fırsatla ilgili? Yani, Beyaz Saray'ı bu şekilde görüntülemek daha renklendirmez mi? Erişim açısından da daha başka alanlara erişim sağlamaz mı? Her zaman değil ama zaman zaman bunu yapılması iyi olmaz mı sizce de?

Bence kesinlikle olumlu etkisi var. Özellikle de onay alınıp, işbirliği içinde yapılıyorsa, yetkililerle basın arasında böyle bir eşgüdüm varsa o zaman çok pozitif bir etkisi oluyor. Lojistik anlamda, güvenlik anlamında bir tehdit oluşturmuyorsa çok iyi. Yani, ben orada çalışırken bana soruluyordu. Basın bana bir mesaj veriyordu, benden onu iletmem isteniyordu yetkililere. Ben bir anlamda elçilik ediyordum gazeteciler için. Gazetecilerle güvenlik görevlileri arasında, yani diyordum ki; basın şöyle fotoğraf çekmek istiyor, nasıl yapalım? Ne de olsa her fotoğrafçı yaratıcı olmak istiyor. Her fırsatı kullanabilmek istiyor işini yapabilmek için. Bu olumlu diye düşünüyorum ben. Bir de, önemli olan iyi iş birliği. Bunu mümkün kılmak için iyi iş birliği gerekiyor basın ve yetkililer arasında.



Çektiğiniz fotoğraflar Beyaz Saray'da nasıl arşivleniyor? Siz bu fotoğrafları nasıl dışarı çıkardınız? Çektiğiniz bütün fotoğrafları kişisel arşivinize alabilmeniz için izin verildi mi?

Ben orada çalışırken şöyle yapıyorduk. Her çekilen görüntü mutlaka devlet başkanlığına ait bir gizli kayıt olarak değerlendiriliyordu ve özel bir yerde saklanıyordu. Her bir kare. Mesela filmler üzerinden çalıştığımız günlerde her şey basılıyordu. Hiçbir negatif atılmıyordu, her görüntü saklanıyordu. Dijital döneme geçildi. Aynı kural işliyor dijital dönemde de. Hiçbir şey silinmiyor ve her şey arşivin bir parçası muamelesi görüyor.

Arşivden nasıl bir fotoğraf çıkarabiliyoruz?

Buna talebe göre karar veriyoruz. Beyaz Ev dünyanın her yerinden talep alıyor. Yani aslında bir fotoğraf ajansı gibi çalışıyor. O kadar çok talep geliyor ki ve her yerden geliyor. Her alandan geliyor. Yani devlet içi kurumlardan tutun basın, kitap yayıncıları, dergiler, web sayfaları… Bir keresinde bir generalden almıştık bir talep. Mesela bir beyzbol turnuvası düzenlenecekse, Başkan'ın beyzbol oynarken çekilmiş fotoğrafı istenebiliyor. Anlatabiliyor muyum? O kadar farklı yerlerden geliyor ki biz aslında bu taleplere cevap vermek istiyoruz. Kolaylaştırmak istiyoruz ama her bir durum ayrı. Her bir durumda mutlaka onay alınması gerekiyor. Başka bir ofisimiz var bizim. O ofis onaylıyor işte hangi fotoğraf çıkarılabilecek. Yani benim kararım değil. Dediğim gibi nihai olarak hangi fotoğraf arşivden çıkarılıp başkalarıyla paylaşılabilecek, buna karar veren bir ofis var. Yani bir filtre mekanizması diyeyim. Mesela, buradaki resimlerin çoğu hatta yarısı daha önce hiç görülmemiş fotoğraflar. Çünkü bunlar herhangi bir sebeple dışarıya verilmemişti ve bunlarla ilgili bir talep gelmemişti ve kimseye göstermemiştik. Yarısı böyle. Şu anki arşivdeki fotoğrafların çoğu, ben böyle dünyanın çeşitli yerlerinde konuşmalar yaptıkça artık görülmüş olacak. Bir de bir hacim düşünün, ne kadar hacmi olabileceğini düşünün. Sadece bende 1 milyon fotoğraf var. Yani arşiv o kadar büyük ki ve bunun depolanması, elli terabayt gibi bir alan kaplıyor diyebilirim. Elli terabaytlık bir bilgiden bahsediyoruz. Burada bütün ayrı elektronik kayıtlar var. Bütün Beyaz Ev'in ayrı kayıtları var. Çok büyük bir bilgi deposu...

Bu arada, Bush idaresi fotoğraflarla ilgili yüzde yüz dijital arşiv tutan ilk idare. Daha önce film görüntüleri ya da tarama yapılıyordu. Şimdi her şey dijitalleşti. Yani başından sonuna ilk kez Bush idaresinde tamamen yüzde yüz dijital arşiv var.

KAYITLARA GEÇMESİ İSTENMEYEN ANLAR...

Çektiğiniz fotoğraflardan rahat bir ortamda çalıştığınız izlenimi uyandı. Bizim görmediğimiz aslında sizin içinde bulunduğunuz bir takım zorluklar da muhtemelen vardır. Başkan'ın fotoğrafçısı olmak ne kadar zor?

Çok iyi bir soru sordunuz… Aslında bazı şeyler zamanla oluyor. Bir kişiyi zaman içerisinde iyi tanıyorsunuz, o sizi çok yönlendiriyor. Yani ben şu an direkt odaya girip yüzüne bakıp Başkan'ın o anki ruh halini artık okuyabiliyorum. Ne düşündüğünü okuyabiliyorum. Bu beni rahatlatıyor. Ses tonundan, vücut dilinden tamamen okuyabiliyorum. Sözlü olmayan sinyallerini anlayabiliyorum ve buna göre karar veriyorum; yaklaşayım mı, yaklaşmayayım mı, ne yapayım? Bir de, size ne kadar rahatlık düzeyi tanıyor Başkan o da çok önemli. Mesela beni davet ediyor toplantılarına, akşam görüşmelerine davet ediyor. Benim erişimimi kesinlikle kendisi belirliyor. Bir de her bir toplantıda benim yaklaşımım belirliyor. Mesela, çok üst düzey bir güvenlik toplantısı olacaksa ben eğer yüzde yüz gizlilik sözleşmesi yapıyorsam içeriye girebiliyorum ya da belli bir kısmına girebiliyorum. Ya da bazı toplantılar oluyor ki, benim orada olmam işleri kötü etkileyebilir. Mesela, bir kongre üyesi bir kanun geçsin diye Başkan'ı ikna etmek istiyorsa benim orada olmam istenmiyor. Bu toplantının böyle kayda geçmesi pek istenmiyor. Yani benim mevcudiyetim eğer olumsuz olacaksa istenmiyor kesinlikle. Ben de zaten hiç böyle bir müdahalede bulunmak istemiyorum. Böyle bir mevcudiyet sergilemek istemiyorum. Bir de zaman zaman kendim gideyim dediğim anlar oluyor. Mesela 11 Eylül'de oturup bütün gün uyuyamazdım değil mi?

Çok önemli bir şey oluyor çünkü. Bazen de kendi kendime karar veriyorum bu tür zamanlarda. Bazen öyle oluyor ki, direkt yanında oluyorum, yanında ayakta duruyorum. Sanki beni görmüyor bile, o kadar işine odaklanmış ki ve bir kişiyle uzun süre birlikte yaşıyorsanız ortak bir ritminiz oluyor. Çok iyi biliyorsunuz ne zaman orada olmanız lazım, ne zaman gözüne görünmemeniz lazım. Bu arada o kadar açık ve doğrudan bir insandı ki, bu çok kolaylaştırıyordu benim işimi. Yani lafını doğrudan söylüyordu o yüzden onu anlamak çok kolaydı. Orada olmamı istemiyorsa, ‘'Tamam, teşekkürler Eric." diyordu bana. ‘'Eric git başımdan!" bile diyordu, kibar bir şekilde. Ama çok direkt bir insandı. Doğrudan söylerdi, bu da benim işimi kolaylaştırıyordu.

KAÇ KİŞİLİK BİR EKİPLE ÇALIŞIYORLAR?

Başkan'ı takip ederken sizinle birlikte hareket eden bir ekip mi var? Amerika başkanlarının fotoğrafları her ortamda kaliteli çekilir. Mesela bir ışıkçı ekibiniz mi var? Bu ışıklar her yere gider mi?

Ben ilk başladığımda bana destek olacak bir back up ekibi vardı, fotoğrafçılar ve editörler vardı. Bir baş editör vardı. Mesela ona emanet edebiliyordum bütün filmlerimi, güveniyordum ona. O en iyi fotoğrafları seçiyordu. Tabi ki böyle bir ekip var, onlar arşiv için görüntüleri hazırlıyor editörler. Ne de olsa arşiv hazırlamak bambaşka bir iş. Çünkü bu daha sonra kütüphanelere gidecek, oranın bir parçası olacak, daha sonra yıllarca kullanılacak ve sizin fotoğraf çeken kişi olarak bunu yapma vaktiniz olmayabiliyor ve her şeyi o anda yapmak zorundasınız. Arşiv hazırlamak çok önemli.

Çok iyi bir ekibim vardı, dört fotoğrafçı, ayrıca Başbakan için çalışan ayrı bir fotoğrafçı, ayrıca Hanımefendi için çalışan bir fotoğrafçı, ayrıca iki fotoğrafçı da bana yardım ediyordu Başkan'ın resimlerini çekerken. Bir de, lojistik konulara yardım eden fotoğrafçılar vardı. Diyelim ki, bir yere varış fotoğrafı çekilecekse öncül heyet olarak o fotoğrafçılar giderdi, ortamı hazırlardı, her şeyin arkasında olurlardı. Yani önceden giden bir heyet olarak hareket ederlerdi.

Çankaya Köşkü'ndeki buluşmaya Basın İlan Kurumu, Anadolu Ajansı, Reuters, AFP, AP, Cihan, İhlas Haber Ajansı ve Doğan Haber Ajansı'ndan 19 gazeteci katıldı. (M. Yaşar Durukan – Basın İlan Kurumu, Ümit Bektaş –Reuters, Adem Altan –AFP, Ali Unal- Cihan, Burhan Özbilici-AP, Cem Geçim-İHA, Umit Kozan- DHA, Gürsel Eser- AA, Fırat Yurdakul_AA, Mehmet Kaman-AA, Ahmet İzgi-AA, Evrim Aydın AA, Volkan Furuncu-AA, Mehmet  Tan-AA, Dilek Mermer-AA, Ali Hakan Dem-AA, Mehmet Ali Özcan-AA, Rıza Özel-AA, Abdurahman Antakyalı-AA) Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı Fotoğraf Servisi

Arşivinizde ‘Benimle birlikte mezara gidecek, hiçbir zaman açıklayamam' dediğiniz fotoğraflar var mı?

Gizli, mezara gidecek sırları sordunuz; kesinlikle var. Kimse de görmeyecek bunları, sır kalacak. Ama arşivde o kadar çok resim var ki yani bence hepsinin bir amacı var. Mesela önümüzdeki yıl Başkan'ın Kütüphanesi Texas'ta, nisanda açılacak. Başkan'ın Kayıtları Kanunu diye bir kanunumuz var. Buna göre, görev süresince çekilen fotoğraflar halkla paylaşılabilecek ama yüzde kaçı paylaşılacak, buna karar verilecek. Ama demek istediğim evet böyle (sır kalacak) çok fotoğraf var.

Bir başkan fotoğrafçısı olma isteme sebebiniz nedir. Bu kariyerinizde büyük bir adım mı oldu? Kişisel ya da siyasal motivasyonlarınız var mıydı?

Aslında, ben hiç Başkan fotoğrafçısı olma hayaliyle yaşamamıştım. Aklıma bile gelmezdi. Ama çok ilginç bir işe giriştiğimin farkındaydım ve başladığımda ‘Tamam' dedim, ‘Bu doğru şey benim için.' ‘Bunu yap' dedim kendime ama hem de bir keşif süreciydi benim için bu işe başlamak. Hele ki basın tarafından geldiğim için resmi tarafa geçtikten sonra çok şey değişti, bambaşka bir dünyaya girdim. O kadar çok dikkate alınacak şey vardı ki. Geçmişimden getirdiğim tecrübeler artı Beyaz Saray'da öğrendiklerim yani iyi oldu diye düşünüyorum, çok iyi oldu. Tecrübe, seyahatler bunlar eşsiz şeyler. Tekrar yaşayamayacağım, başka yerde yaşayamayacağım şeyler. Bir de şunu keşfettim, ben aday iken de Sayın Bush'un resimlerini çekmiştim seçim öncesinde. Diyordum ki kendime ‘'Ben bu adamı tanıyorum." Ama aslında hiç tanımıyormuşum. Gazeteciyken siz buz dağının ucunu görüyorsunuz sadece ama daha sonra benim sahip olduğum erişimi düşünün, o resmi dünyada ve daha da ötesi özel hayatına geçiş ve bu erişim bana her şeyi gösterdi ve çok şey keşfettim. Olumlu anlamda çok şaşırdım. Tahmin bile edemezdim neler keşfedeceğimi. Onunla çalışmayı çok sevdim gerçekten. Ve gerçekten halkın gözündeki algıyla özel anlamda olanlar o kadar farklı ki. Her ünlü şahsiyet için, siyasetçi için bence bu böyle ve bazen iki algı o kadar farklı oluyor ki birbirinden. Keşfediyorsunuz, çok şey keşfediyorsunuz. Bu çok güzeldi benim için. Herhalde bu sekiz yıl işimi çok sevdim diyebilirim. Tamam, çok vaktimi aldı, çok vakit aldı bu hayatımda ama hayatta başka bir böyle şans yakalayamayacağımı da biliyordum. O yüzden bu fırsatı sonuna kadar değerlendirmek istedim. Çok özeldi. Yani bunun gibi başka bir işim olmayacak.

Bush, Başkan olmadan önce çok keyifli, mizahlı bir kişiymiş. Belki oturup bira içebileceğiniz bir kişiymiş diye duyuyoruz. Siz kişiliğinde bir değişiklik gözlemlediniz mi? 11 Eylül'den, Katrina Kasırgası'ndan sonra? Başka bir kişiye dönüştü mü? Hala aynı kişi mi?

Çok ilginç, değişmedi aslında, Başkan değişmedi. Tamam, tabii ki çok ağır zamanlar, ciddi zamanlar ve iyi zamanlar duygulu zamanlar oldu. Herkesin tepkileri olabiliyor, iyi ve kötü şeylere ama özünde aynı. Aynı kişi. ‘'Kim olduğunu bulmaya çalışan birinin yapacağı en kötü şey Amerikan Başkanı olmak" derdi. Yani kişiliğinizden zaman zaman uzaklaşmak zorunda kalabiliyorsunuz. Söylediğini yapardı. Mesela, ofisten çıktıktan sonra yani seçimlerden sonra dedi ki; ‘'Artık ben bu siyasi tartışmaların içine girmem, bunun bir parçası olmam, artık ben işimi yaptım, bunlar bitti" demişti.


Fotoğraflara bakınca bir şey dikkatimizi çekiyor; özellikle Beyaz Saray içerisinde, etrafında koruma yok. Oval Ofis'i anlıyoruz, bahçede de yok. Birlikte gittiğiniz gezilerde de yok. Örneğin, bahçede bisiklete binerken bahçenin etrafında kimse yok, korumalar yok. Birincisi, bu size gösterilen özen mi? İkincisi, biz Türkiye'de de çektik Sayın Bush'u. Obama'yı da çektik. Biz Bush'u çektik. Ortaköy Camii arkasında ve Boğaz Köprüsü manzarası vardı. Bir platform kurulmuştu. Etrafında hiç kimse yoktu bu bizim için çok profesyonelce bir işti. Gerçekten yalnız başına yürüdü, tek başına geldi korumalar yoktu. Bu Türkiye'de çok kolay karşılaşılan bir durum değil. Ancak şunu sormak istiyorum; burada size gösterilen özenin dışında görsel danışmanlar mı var Beyaz Saray'da? Gizli servis elemanları kareye girerek fotoğrafı bozmuyor. Bununla ilgili bir danışman grubu mu var Beyaz Saray'ın?

Aslında gizli servis o kadar başarılı ki yani sizi hiç engellemiyor, yok gibi görünüyorlar. Eğer görünürler ise bilin ki bir şey var, bir sorun var, demek ki bir mesele var. Ve Başkan'a alan yaratıyorlar. Zaten her halükarda etrafı kalabalık oluyor ama hiç kalabalığı sevmeyen bir insan Başkan. Öyle bir yere girdiğinde etrafı kalabalık olsun istemiyor, böyle şeyleri sevmiyor. Kaçınılmaz olan durumlar hariç ama burada gördüğünüz resimlerde aslında gördükleriniz sahne arkası, çoğu sahne arkası yani hakikaten etrafında çok badigart falan yok gördüklerinizde. Benim arkamda o fotoğrafı çekerken başkaları var tabii ki. Ama ben de bilinçaltından o insanları çekmemeye çalışıyorum yani ben de açıkçası buna gayret ediyorum. Ama bu gizli ajanlar o kadar başarılı ki benim resim karelerime hiç girmez, bir şekilde bunu yapıyorlar. Yani Başkan'ın etrafındaki baloncuklar olmak istemiyorlar. Alan yaratmaya çalışıyorlar. Bazı resimlerde özellikle ortamın tasarlandığını da görebilirsiniz. Mesela iletişimcilerle ya da belli ekiplerle çalışılıyor bazen onlar önceden ortamı hazırlıyorlar fotoğraf çekilmeden önce. Mesela bunlar zirveler olduğunda ya da resim çekilecekse belli başlı resimler çekilecekse, mesela bir televizyon için görüntü alınmak isteniyorsa onlar tasarlanıyor tabii ki ekipler tarafından. Yani yakınlara kimse yaklaştırılmıyor, böyle şeyler de oluyor ama sizin burada gördükleriniz öyle değil olay gerçekten olduğu gibi. Gerçekten etrafta çok kalabalık yok, badigartlar çok fazla yok çünkü sahne arkası bunlar. Söylediğim gibi biraz ben de bilinçaltından insanların görünmediği daha sakin karelere odaklanıyorum biraz da onun etkisi olabilir. İlginç bir soru sordunuz, teşekkürler.

Çektiğiniz fotoğrafları basın ofisinin seçtiğini söylediniz. Basın ofisinin fotoğrafları medyayla paylaşma politikası neydi? Yani çok çok özel fotoğrafları mesela biraz önce gösterdiniz, Bush'un botunu ayağını havaya kaldırarak giydiği tarzda fotoğrafları basın ofisi medyayla, kamuoyuyla paylaşıyor muydu?

Aslında Bush yönetiminde bu ciddi bir konuydu. Bende çok güzel fotoğraflar vardı özel anlarla ilgili ve bunları kimse görmeyecekti. Bu ciddi bir konuydu. Yani, Bush yönetiminde o kadar çok mesaj içerikli görüntü vardı ki daha doğrusu belli mesajlara odaklı şeyler yani demek istediğim bir resim düşünün, o mesajla, günün mesajıyla alakalı değilse bunu onaylamıyorlardı, öyle söyleyeyim. Belli bir mesaj belirleniyor, ona odaklı fotoğraflar onaylanıyor. Yani, hem fotoğrafçı hem gazeteci-fotoğrafçı geçmişiyle bir odadan bir odaya geçiş yapmanız gerekiyor. Beyninizdeki şalteri kapatıp bir diğerini açmanız gerekiyor. Ama tabi bu benim işim değil, benim işim sürekli çekmek. Onay süreci bambaşkaydı ve dediğim gibi belli bir mesaj belirlenirdi, o mesajı yansıtan fotoğraflar onaylanırdı, politika böyleydi. Ama ben bir gün çektiklerimin hepsi görülebilir belki diye umutla devam ettim tabii ki. Benim sorumluluğum ne de olsa çekmekti. Ben o basın ofisinde çalışmadım. Bu benim görevim değildi.

EN HIZLI YAYIN ONAYI VERİLEN FOTOĞRAF



Çektiğiniz bir fotoğrafın basına verilmesi ya da www.whitehouse.gov.tr'de yayınlanması ne kadar zaman alıyordu? Yarım saat, bir gün, iki gün?

Tabii dijital fotoğrafçılık teknolojisiyle bu değişti. Çok hızlı yayınlayabiliyorduk. Mesela, Irak Savaşı'nı düşünün, hatta bu fotoğrafın bir versiyonunu gösterdim az önce size. George Tenet Başkan ile Oval Salon'da, masada ve Andrew Card da vardı Genel Kurmay Başkanı ile oturuyorlardı. O sabah bütün networkler, herkes bu fotoğrafı, böyle bir fotoğrafı istiyorlardı, böyle bir anın resmini istiyorlardı. Savaş başlama kararının verildiği bir anı. Fotoğraf çekmiştik ve on beş dakikada yayınlandı. Hemen onaylandı. Benim kameramın üzerinde onaylandı. ‘'Tamam" dendi, ‘'Gitsin bu, verin, istediğimiz fotoğraf bu" denildi. On beş dakikada. Ve bir dakika içinde bütün dünyadaydı, bütün dünya kanallarında, bütün ağlarda, bütün haber kanallarındaydı. Çok etkileyici. Herhalde bu biraz uç bir örnek, bu kadar hızlı olmayabilir her zaman.

Kendi jüriniz olsaydınız, çektiğiniz en özel fotoğraf olarak hangisini seçerdiniz?

Ama çok zor bir soru sordunuz, o kadar çok en sevdiklerim var ki… Tabii en sevdiklerim var. Hep onlara dönüp dönüp bakıyorum. Mesela Bush ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin saatlerine bakarken çektiğim kare; en sevdiğim odur. Tek bir özelim yok. Çok var çünkü o kadar çok ki...

Bir de meslek hayatınız boyunca çekemediğiniz, elinizde olmayan şartlardan dolayı çekememekten üzüntü duyduğunuz anlar var mı?

Çok oldu çekemediğim. ‘'Keşke çekseydim" dediğim. Yani, bazı anlar oluyor ve çok zor. Öyle bir ortamdasınız ki. Sağa bakıyorsunuz önemli, sola bakıyorsunuz her şey önemli. Bir şeyler kaçıyor elinizde olmadan. Ya da bazen o kadar zor oluyor ki mesela 11 Eylül saldırılarında Andrew Card Başkan'a haber veriyor" ben onu kaçırdım işte mesela çok üzücü, bunun mazereti yok. Niye, ben o sıra köşeye doğru yürümüşüm işte medya üzerime yürüyordu, onların önünden çekilmek zorunda kaldım falan bunlar mazeret değil. Kaçırdım. Bu oluyor ne yazık ki. Ama iyi bir fotoğrafçı oldukça, ben ne kadar iyileştiysem yıllarca ne kadar tecrübem arttıysa aslında ne kadar çok şey kaçırdığımı anladım. Bu da insanın canını acıtıyor.

HERŞEYİ OLDUĞU GİBİ ÇEKTİM, YÖNLENDİRMEDİM



Fotoğraf çekerken Başkan'ı yönlendirdiğiniz oldu mu?

Aslında Bush söz konusu olduğunda, bunu bazen sizden isterdi, bazen asla istemezdi, hiçbir şey söyletmezdi. Bazen yönlendirirdim, bazen izin vermezdi. Mesela bazen sorardı: ‘' Ben nerede durayım? Nasıl yapayım?" Ben söylerdim: ‘'Şurada durun efendim." Ama onun ötesine geçmezdim. Yani ben bir film yönetmeni gibi olmadım hiçbir zaman. Gerçek zamanların, gerçek anların resimlerini çekmeye çalıştım. Aslında bu çok belli oluyor değil mi? Yani orada gerçekten mi öyle duruyor yoksa poz mu veriyor çok belli oluyor değil mi? Ben bunu hiç yapmadım, ben bunu yapmamayı tercih ettim. Yönlendirmemeyi tercih ettim. Ama zaman zaman yönlendirdiğim de oldu. Mesela programda diyelim ki fotoğraf çekilecek, liderler fotoğrafı çekilecek. Obama açılış töreninden başa geçmeden önce Clinton Carter, 41. ve 43. Bush ve seçilen Başkan Obama; beşi birden sahnede masanın önünde durup fotoğraf çekileceklerdi ve nasıl yerleştirsek, kim nerede dursa aşamasında ben yönlendirmiştim orada. O zaman çok doğrudan söylemeniz gerekiyor ama bu nadir. Onun dışında hepsi gerçek, doğal. Poz verme yok, yönlendirme yok.

Başkan'ın size çok kızdığı anlar oldu mu? ‘Çekil artık! Yeter çektiğin!' gibi…

Oldu, çok kızdığı oldu. Öyle zamanlar oldu ki aslında bazen tahmin etmek çok zor. Yani o an tarihi bir an mı değil mi anlamak o kadar zor oluyor ki bazen. Ya da bazen azar işiteceğinizi biliyorsunuz bu fotoğrafı çektiğiniz için, kızılacağınızı biliyorsunuz ama o kişiyle o kadar vakit geçiriyorsunuz ki artık iyi anlar hale geliyorsunuz. Dediğim gibi; kişiliğinden dolayı o kadar doğrudan bir insandı ki ben hiç alınmazdım bir şey söylediğinde. Sonradan gelir şaka yapardı, bir şey söylerdi. Eğer biraz ölçüyü kaçırdığını düşünürse gönlümü almak için mi diyeyim artık, gelir şaka yapardı ama ben hiç kişisel almazdım. Biliyordum yani ne olduğunu, ne demek istediğini, onu kastetmediğini. Ya da belki belli bir amaçla yapıyordu. Belki yanındaki kişiyi korumak için bana ‘'Git" diyordu, ‘'Başımdan git" diyordu. Ya da birileri duysun diye belki bilinçli yaptığı zamanlar olabilir, bilemiyorum. Ama o kadar doğrudan bir insandı ki bu işimi kolaylaştırdı ve kişisel almadım.

Gerçekten çok keyifli bir sunum izledik, çok özel fotoğrafları bizimle paylaştınız, gösterdiniz. Fotoğrafların sunumu kadar biyografisinin de, tarihçisinin de çok önemli olduğunu anladık. Bunları da tutmanın bir fotomuhabirinin görevi olduğunu görüyoruz. Diğer gazetecilerin, fotoğrafçıların, foto muhabirlerin olmadığı yerlerde fotoğraf çekiyorsunuz ve rekabet atmosferinden uzaksınız tek başınıza çekiyorsunuz. Bu tarz bir çalışmanızla yani sadece sizin bulunduğunuz özel bir çalışmayla hiçbir yarışmaya katıldınız mı? Ve ödül aldınız mı?

Çok güzel bir soru sordunuz. Ben Beyaz Saray'da çalışmaya başladığımda bilinçli olarak hiç rekabet etmeme kararı aldım ya da bir yarışmaya katılmama kararı almıştım bu meslekle ilgili. Tabii ki bir avantajım vardı ve haksız bir avantaj olarak değerlendirebilirsiniz belki. Bu bir, ikincisi; diğerlerini de kızdırmak istemedim. Bu haksız avantajı kullanmadım. Bir de artık kendimi gazeteci gibi görmedim, göremedim çünkü artık ben hükümet için çalışıyordum. Benim üstümde Başkan vardı. Mesela Başkan bana derdi ki: ‘'Artık kes fotoğraf çekmeyi" o zaman onu dinlerdim, çekemezdim. Ama gazeteci olsanız, bunu dinlemezsiniz değil mi? Çekersiniz... Ama ben öyle değildim. Bir de tabii ki her şeye gazeteci gibi yaklaşıp tamamen her şeyi görüntülemeye çalışıyordum hem iyi hem kötü, hem güzel hem çirkin şeyleri. Zaten bunu yapmaktı görevim ama ne zaman ekibime bir fotoğrafçı alacak olsam derdim ki: ‘'Sizin amacınız bu hükümete hizmet etmek Başkan'a hizmet etmek." O yüzden çok ciddi bir fark var bence. Ama yarışmalara hiç katılmadım, başvurmadım da rekabet etmeye de çalışmadım.

Çok yoğun bir dönemden sonra Başkan Bush'un görevinin sona ermesinden sonra sizin de hayatınızda büyük bir değişiklik oldu mutlaka. Yani 7/24 çalıştığınız bir düzenden bambaşka bir hayata mı geçtiniz? Şimdi o tempoyu nasıl dengeliyorsunuz? Nasıl devam ediyorsunuz hayata?

Aslında şu an hayat çok güzel devam ediyor. Çok doğru, o kadar çok değişti ki birden. Yani orada çalışırken çok yoğundum ve sonra her şey çok değişti. Ben aslında hala alışmaya çalışıyorum şimdiki döneme. Çünkü o kadar yoğundum ki o kadar çok sorumluluğum vardı ki Bush yönetiminde. Yani saatte yüz mille giderken sıfıra inmek gibi bir şey karşılaştırdığım zaman ama çok iyi bir geçiş yaşıyorum aslında. Eşim bundan hoşlanıyor şu an. Eskiden beni hiç göremiyordu. Hiç evde yoktum. Ama bunun bir gün biteceğini de biliyorduk. Umutluyduk, istekliydik, böyle bir yoğunluğu atlatabileceğimi biliyordum. Ama eşsiz bir şey yaşadığım. Aslında kariyerimde pek çok şey yaptım. Çok ilginç hikâyeler çıkardım ama hiçbiri Beyaz Saray gibi değil. Aslında, kendimi oyalamasam depresyona girmem lazım. Her şeyi Beyaz Saray'da yaşadıklarımla karşılaştırırdım herhalde ama bunu yapmamaya çalışıyorum. Yani, elimdeki hikâye ne ise, o an neyse onun önemini düşünmeye çalışıyorum. Mesela şu anda en çok hoşuma giden şey o yaşadıklarımı paylaşıyorum. Bu bağlamda, belli bir ölçüde bunları insanlarla paylaşıyorum bu da çok hoş bir şey. Bu resimleri gösterebilmek, hikayelerini anlatabilmek ama artık bitti demek, artık bunları konuşabilmek çok güzel.

Başkan Bush dönemi dünyada çok önemli olayların olduğu bir tarih aralığı. Başkan'ın en yakınında tarihe geçecek birçok olaya tanıklık ettiniz. Bu döneme ilişkin fotoğraflar eşliğinde ya da fotoğrafsız bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?

Çok güzel bir soru, bitiriş için de çok güzel bir soru. Çünkü tam da bir kitap yazdım, bitirmek üzereyim. Bir fotoğrafçılık kitabı. Tabii ki hikâyeler de anlattım. Yayınlanacak… 2013 Nisan'da çıkacak ve Bush Kütüphanesi'nin açılışına denk gelecek kitabın yayınlanışı. Alırsınız umarım…

DRAPER'IN SUNUMUNDAN VE SOHBETTEN NOTLAR

Bush'un başkan seçilmesiyle başlayan dönemde 11 Eylül, Afganistan ve Irak savaşları, ekonomik kriz, Katrina Kasırgası gibi olağanüstü olaylara farklı bir açıdan tanıklık eden, o anları ölümsüzleştiren Draper, sunumu ve sohbet sırasında perde arkasında yaşanan ama dünya kamuoyunun haberdar olmadığı birçok konuya ilişkin detaylar verdi.

TEKSAS'TAN BEYAZ SARAY'A

"İlk göstereceğim fotoğraf 17 Ocak 2001 tarihinde çekildi. Seçilmiş Başkan Bush yani daha yeminini etmemişti, bu tarihte seçilmişti. Uçağın kapısında Teksas'a dönüp bakıyor, son kez arkasını dönmüş bakıyor, evini bırakıp gidiyor, Washington'a taşınıyor. Orada yeminini edecek, Amerikan başkanı olacak. O an benim de bu işimde ilk günüm hiç unutmuyorum. O fotoğraf, kendisinin olduğu kadar benim için de başlangıç aslında. Bana yaklaşıp dedi ki, "Hoş geldin aramıza, dünyayı seninle birlikte göreceğiz." O andan itibaren çok rahatladım kendimi çok rahat hissettim. Ekibin bir parçası olarak hissettim ve herhalde hayatımın en unutulmaz dönemi başlıyordu diye düşündüm."

HER BAŞKAN HALISIYLA GELİR

"Geleneklere göre Beyaz Saray'a her başkan kendi halısıyla gelir. Mesela bir Clinton halısı vardı önceden, kaldırıldı. Dokuma işlemi bittikten sonra Bush'un halısı serildi.

Aynı zamanda Oval Salon'a da ne getirileceğine Başkan karar veriyor. Buradaki masanın getirilmesine karar veren de Başkandı. Ve bu masayı John Kennedy de dâhil olmak üzere pek çok başkan kullandı. Hatta John Kennedy'nin oğluyla çok meşhur bir fotoğrafı var; bu masadan başlarını çıkararak çekildikleri bir fotoğraf. Başkan Reagan da o masayı kullandı. H.W. Bush bu masayı kullanmadı. Bunu rezidansına aldı. Oval Salon'a başka bir masa geldi. Clinton da kullandı… Başkan bu masanın geçmişine tarihine çok önem verir. İngiltere Kraliçesi'nden gelen bir hediye de olduğu için, 1800'lerde kurtarılan bir geminin malzemelerinden yapılmış bir masa olduğu için çok önemli. Kraliçe bunu bir hediye olarak bize göndermiş. Tarihi anlamı çok çok önemli. Yine fark etmiş olabilirsiniz, bakın masanın altında bir kısım var; masayı yükseltip alçaltmaya yarıyor. Başkan Reagan'ın boyu daha farklı olduğu için masayı alçaltıp yükseltebiliyorsunuz."

BİR TEK UZAYLILAR GELMEDİ!

"Beyaz Saray'da mülakat sırasında Andrew Card'ın söylediği şeyi hiç unutmuyorum. "Beyaz Ev'de çalışmak sanki şelalenin içinde hortumun ucundan akan su olmak gibidir" demişti. Bunu hiç unutmuyorum. Beyaz Saray'da geçirdiğim yılları düşünüyorum da mesela 11 Eylül, Afganistan Savaşı, Irak Savaşı gerçekten şelale gibi akıyor her şey. Kolombiya felaketi, cenazeler ve bir papa cenazesi en kötü ekonomik kriz yaşandığını düşünüyorum yani Büyük Buhran'dan bu yana büyük bir felaket yaşandı. Ayrıca Katrina kasırgası yani o kadar çok şey oldu ki, o kadar çok felaket gelişme oldu ki hatta Batı kanadında 'Herhalde bir sonra olacak şey uzaylılar gelecek aramıza bundan daha çok bizi şaşırtacak şey olamaz herhalde' diye şakalar yapılmaya başlandı."



"Aslında kendimi çoğu şeye hazırladım bu işe başlamadan önce. Belli programlar olacak, her şey dakika dakika listelenmiş olacak… Ama 11 Eylül'e hazırlıklı değildim. Florida'da bir ilkokul ziyaretindeydik…

09:14 Burada birisi gelip kulağına fısıldıyor "Amerika'ya saldırı oldu" diye. Başkan hemen eline bir kâğıt kalem aldı ve bir şeyler yazmaya başladı. Halka söylenecek bir konuşma yazmaya çalıştı. Bir açıklama hazırlamaya çalıştı basın için çünkü dünya onun ne söyleyeceğini bekliyordu. Ben şoka girdim! Televizyonda gördüğüm şey beni şoka soktu! Hepimiz öyle idik. Ama aynı zamanda New York'ta olanları o anda Başkan'la da bağlantılandırmaya çalışıyordum. Başkan da oturup televizyona baktı, oraya odaklanmıştık… Hemen kafasını kâğıda gömdü ve bir konuşma hazırlamaya başladı.

09:17 Bilgi alınıyor bütün kaynaklardan. Bu arada o zamanlar bugünkü akıllı telefonlar, Blackberry vs. yoktu. Televizyon vardı ve herkes telefonla bilgi toplamaya çalışıyordu başkan için.

9:25 Yine bu dakikalarda bilgi almaya çalışıyoruz. Herhalde CNN'ni izliyoruz diye hatırlıyorum. Televizyonda canlı yayın vardı ve sürekli görüntüler tekrar dönüyordu. İkinci kulenin vurulduğu an tekrarlanıyordu. Burada sol tarafta Dain Berlet herkesi uyarıyor bu görüntüye dikkat çekiyor, herkese "Bakın" diye bağırıyor ve Başkan da dönüp 175 sayılı uçuşun kuleye çarpmasını görüyor. Bu görüntü herkesin hafızalarına kazındı.

9.30 Başkanın konuşma yapmasına birkaç dakika kala… Burada herkes New York'a odaklanmıştı. Bu arada hala okuldan ayrılmadık. Herkesin kafası karışık acaba neler oldu ne büyüklükte bir felaket tam bilmiyoruz.
Uçaktayız… 77 nolu uçuş Pentagon'a saldırdı. 93 nolu uçak kaçırılmıştı ve bütün hava sahası altüst olmuş durumdaydı. Uçakta tartışılıyor şu anda, tartışılan şey Başkanın güvenliği başkan Washington'a dönmek istiyor ama dönemiyor. Genelkurmay Başkanı Andrew Card özel kabine girmiş ve Başkan'a "Gidemezsiniz, güvenli değil gidemezsiniz" diyor. Başkan gitmek istiyor ama gitmemesi gerektiği söyleniyor.

Biz Florida'dan ayrıldık, Meksika körfezi üstünde nereye gittiğimizi bilmeden uçuyoruz, havadayız en güvenli olacağımız yer hava. Yine Andrew Card ortada, Ady Morenzo sol tarafta, gizli servis başkanı sağ tarafta, nereye gideceklerine karar vermeye çalışıyorlar. Başkan'ı güvende tutabileceklerini düşünüyorlar. Yine burada başkana diyorlar ki "Tekrar dönemezsiniz." Başkan çok mutsuz bu durumdan dolayı.

Artık yanlış raporlarda gelmeye başlıyor. Mesela bir araba dışişleri bakanlığında patlatılmış ki bu sonra yalan çıktı. Hızlı bir şekilde hareket eden bir aracın Teksas'a saldıracağı söylenmişti bu da yanlış çıktı. Ve bu aşamada kabinden çıktı Başkan ve bir diğer hedef Angel dediler. Air Force One'ın hava kuvvetlerindeki kod adı angel! Böyle bir haber duyduk.

Saat 10.20'de 93 nolu uçuş bir çarpmayla son buldu.

10.30 İkiz kulelerin yıkılışıyla ilgili ilk haber izleniyor. Mutlak bir sessizlik var, inanamıyorlar gördüklerine. Sadece bu korkunç görüntüyü izliyorlar.

Burada dendi ki bize Luizziana'ya gidiyoruz, Barksen hava üssüne gidiyoruz dendi. Kişisel olarak ben çok endişelendim eşim Washington'daydı daha beş gün olmuştu Washington'a taşınalı yani evinden uzaktaydı benden uzaktaydı. Beyaz Saray'ı tahliye etmişlerdi ama saatlerce eşimle konuşamadım, haber alamadım ama o beni televizyonda görmüş. Başkan'ın yanında yürürken görmüş benim hayatta olduğumu ama arayamadığımı anlamış. Yere indik Luizziana'da silahlı kuvvetler bizi koruyor, bu arada Başkan'dan ayrılmak zorunda kalacağımı anladım burada çünkü kendisi askeri bir araca bindirilecekti ve benden uzak olacak gibi görünüyordu. Biz personel olarak bir otobüse konduk orada Başkan'la bağlantım kesildi. Onunla kalamadım.

Burada Sayın Başkan olup bitenler hakkında bir brifing alıyor öğleden sonra. Yine bakın tekrar Washington'a dönememekten dolayı çok mutsuz ve birkaç saattir oturup bekliyor. Hatta bir konuşma daha yaptı basına ama o kadar çok bekledik ki sonsuza kadar bekledik gibi hissettik. Braskol'e yakın bir yere uçuş yapıp indik. Burada daha detaylı brifing aldık. Washington'a doğru gideceğiz, onu öğreniyoruz. Ve Başkan, yardımcısıyla telefonda konuşuyor. Bu arada eskortumuz var. flyer pilotları yanımızda uçuyorlar Washington'a bizimle birlikte. Burada Başkan ve ekibi savaş jetlerini ilk defa fark ediyoruz, pencereden bakıyoruz jetleri görüyoruz. Bu arada uçağın diğer tarafına baktığımızda Washington'a inişe geçerken yerdeki tahribattan yükselen dumanlar artık görülür halde…

O zamanlar uydu televizyonları yoktu dolayısıyla belli şehirlerin üzerinde uçarak bilgi edinmeye çalışıyorduk. O yüzden daha zordu işler. Çünkü bilgi almak için bunu yapmamız gerekiyordu. Televizyon görüntüleri çok net gelmeyebiliyordu.

12 Eylül ertesi sabah… Condalize Rice ulusal güvenlik danışmanı var yanında. Başbakan Tony Blair ile görüşüyor
saldırıları tartışıyorlar. Oval salonun dışında başkan yardımcısı ve ekibin geri kalanı var.

12 Eylül günü Pentagon' a gitti Başkan kendi gözleriyle tahribatı görmek için…

14 Eylül'de ground zero dediğimiz sıfırınca katı ziyaret ediyor. Belediye başkanı vali ve New York polis şefiyle birlikte ve itfaiyecilerle görüşüyor olay yerinde. Kurtarmaya gelen itfaiyeciler bu arada kimse kurtulamadı biliyorsunuz üç bin kişi bu yıkıntının altında öldü. Korkunç saldırıdan üç gün sonrası bu. Hala kokuyordu, hala dokunduğunuzda taşlar sıcaktı, etraf harap haldeydi, kan görüyordunuz ve herkes çok sinirliydi. Bu öfkelerini ve duygularını ifade edebilmek istiyorlardı. İtfaiyecilerin çoğunun yardıma ihtiyacı vardı bu duygusal anlamda. Burada Başkan harabenin üstüne çıkıp itfaiyecilere sesleniyor. Bu üzerinde durduğu ezilmiş bir itfaiye kamyonu aslında. Bu arada mağdur ailelerle de görüştü. Herhalde duygusal olarak en acı verici en ağır an budur herhalde mesleğimde gördüğüm. Çünkü bu insanların hala umudu var, acaba yakınları yaşıyor olabilir mi o molozların altında nefes alıyor olabilir mi? Bir sinyal gelse acaba annemi tekrar görebilecek miyim, eşimi görebilecek miyim yani orada kameranızı kaldırıp resim çekebilmek o kadar zor ki.

Yine aile yakınlarıyla görüşüyor. Bir anne bir polis memurunun annesi, bu anne başkana bunu verdi, bu armayı verdi anı olarak işte hayatını kaybeden polise aitti bu ve başkan bunu hep saklıyor ve bu polisin adı George Howard'di. Bu bir hatıra. Bence elindeki armayla çekildiği resim o kadar önemli ki hatta resmini çekerken beni fark edince daha iyi görünebilmesi için ışığa yaklaşıp fotoğraf çekilmesini istedi."

IRAK SAVAŞI'NA KARAR VERİLDİĞİ ANIN FOTOĞRAFI

"Irak Savaşı'na karar verildiği gün Başkan çok duygusal bir gün yaşadı. Çünkü askerleri böyle bir ülkeye gönderecek hayatları pahasına, bu resmi karar verildikten hemen sonraki saniye çektik diyebilirim. Beyaz Saray'ın sol kanadındaki odada toplantı yapıldı ve odadan çıktıklarında çok önemli bir şey olduğunu anlamıştım. Etrafta dolanıyordum, resim çekmek istiyordum, beklemiştim. Kapıdan çıktığında konferans salonundan ayrıldığında hemen fark ettim yani bir şey olmuştu. Hatta kamerayı elime almayı bile önce akıl edemedim. Gözlerine baktığımda kıpkırmızıydı gözleri, çok duyguluydu. Çok büyük bir şey oluyor herhalde diye düşündüm. O yüzden takip ettim Başkan'ı, yürüdü dışarı çıktı güney tarafa doğru köpeklerle birlikte. Neredeyse bütün bahçenin çevresini dolaştı. Ben de hiç rahatsız etmedim, yaklaşmadım hep uzaktan çektim ve yüzünden okunuyordu zaten. Yani bu 11 Eylül'den sonraki en yoğun duygulu anıydı. Çünkü bu resim çekildikten hemen sonra Başkan benimle konuştu: "Eric tarihe ilgi duyuyor musun" dedi bana. "Evet" dedim. "Bu çektiğin fotoğraf var ya çok önemli tarihi bir fotoğraf" dedi. Bunu söyledikten sonra Başkan Yardımcısı Channey ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld Oval Salon'dan çıktı, Başkan da onların yanına gitti. Meğer Irak Savaşı'nın başlangıcını konuşuyorlarmış.

Yine o akşam oval salonda ne zaman başlasın savaş buna karar veriyorlar. Başkan burada savaşı ilan etme konuşması hazırlıyor. Ertesi sabah CIA müdürüyle konuşurken ilk saldırı konuşuluyor Irak'ta, bombalar Saddam'ı yakalayabilecek mi alabilecek mi? Bu konuşuluyor."

BAŞKAN'A ATILAN AYAKKABIYI HAVADA YAKALAYAN TEK FOTOĞRAFÇIYIM

"Bush Irak a ikinci ziyaret Air Force One ile gizlilik içinde yapıldı. Karanlıkta uçağa binildi. Belki hatırlarsınız Irak'a son gidiş çok olaylıydı. Başkan'a ayakkabı atıldı! Bu arada ben orada bu ayakkabıyı havada yakalayan tek fotoğrafçıydım, gurur duyuyorum diyebilirim. Önce tek ayakkabıyı sonra da diğerini fırlattı sanırım. Ama sahna arkasını siz görmediniz. Başkan ve Irak Başbakan'ı görüşüyorlar. Irak Başbakan'ı olanlardan o kadar utandı ki ve tercüman aracılığıyla "Her şeyin yoluna gireceğini" söylemeye çalışıyordu. Başkan çok önemli olmadığını söyleyip teselli etmeye çalıştı…"

BEYAZ SARAY'IN GÖRSEL GÜNLÜĞÜNÜ OLUŞTURDU

"Ben Beyaz Saray fotoğrafçısı olarak görsel bir günlük oluşturuyorum aslında. Başkan'ın günlüğünü oluşturuyorum. Her toplantıyı, programdaki her şeyi ve aralarda olup biteni görüntülemeye çalışıyorum. Aslında işimim büyük bir kısmı beklemekle geçiyor. İlla ki oturarak değil tabi ki Oval Salon'da çok vakit geçiyor ama asıl etrafta dolanarak bekleyerek doğru anı kovalayarak ya da saatlerce hiç bir şey olmazken beklerken geçiyor."

"BAŞKAN'IN TELEFON GÖRÜŞMELERİNİN HER BİRİ KAYDA GEÇİYOR, GÖRÜNTÜLENİYOR"

"Benim işimim iki yüzü var: Bir resmi yüzü var; yani programlanmış her toplantıyı her görüşmeyi görüntülemek, anları yakalamak resmi fotoğrafçılık yapmak. Bir de kişisel bir yanı var. Bu sayede Başkan'ı sadece askerin en tepesindeki kişi olarak değil tabi ki hem bir baba, hem köpek bakan bir kişi hem de bir eş olarak da görüntüleyebildim. Herhalde ben çok eşsiz bir konuma sahibim. Benim erişimim olan yerlere başka kişilerin de erişimi var mı bilemiyorum. Çok özel alanlara da girebiliyorum. Yürüyen bir duvar gibiyim aslında ya da odadaki hiç fark etmediğiniz bir mobilya gibi bile durabiliyorum.

Bazen toplantı kayıtları tutulsun diye fotoğraf çekeriz bazen çok ilginç şeyler vardır o yüzden çekeriz. İşimizin bir parçası nede olsa kayda geçirmek. Çünkü bunların her biri tarihi öneme sahip. Bazı toplantılarda uzun kalıyorum. Bazı toplantılar o kadar önemli oluyor ki bunu ben de biliyorum, başından itibaren önemini biliyorum. Başkan'ın telefon görüşmelerinin her biri kayda geçiyor, görüntüleniyor."

BAŞKAN HİÇ YALNIZ KALMIYOR

"Aslında şunu fark ettim; Başkan hiçbir zaman yalnız kalmıyor; gizli servis personeli var, ben varım yanında hiç kimse yoksa kameramla birlikte. O yüzden kişisel olarak geçirmek istediği vakte saygı duyuyorsunuz. Ama bir yandan da fotoğraf çekmek istiyorsunuz özellikle bu anları çekmek istiyorsunuz. Bunlar genelde alışılmadık anları Başkan'ın. Düşünüyor, sessiz tek başına."

BENİM HAYATIM EŞİTTİR BAŞKAN'IN HAYATI

"Ben çok uzun saatler çalışıyorum. Hayatıma baktığımda, benim hayatım eşittir Başkan'ın programı. Benim de çalışan personelim var ekibim var, ben de onlara belli görevler veriyorum ama benim her zaman orada olmam gerekiyor mutlaka işlerin başında olmam gerekiyor ki fotoğrafın tamamını, elde edelim bütününü görebilelim diye."
Oval Salon'un tavanında bir sembol var. Oval Salon'u tepeden görmek neye benzer diye bir gün en tepeye kamere yerleştirdim, tabi ki öncelikle izin almak zorunda kaldım, Başkan kabul etti. Bütün gün Oval Salon'da neler olup bittiğini görüntülemek için makinanın bütün gün orada kalmasını istedim ama olmadı…
Mesela sabah çok erken saatlerinde ulusal güvenlik danışmanı ile birlikte çalışıyorlar. Biraz daha ilerleyen saatlerde Başkan bir istihbarat brifingi alıyor. Başkan yardımcısı her zaman sağında oturur.
2007 Papa ziyareti sırasında yine tepeden çektim. Bize cenneti hatırlatan ruhani anı görüntüleyebilmek için."

ZİYARETÇİLER ÇOK RENKLİ

"Benim işimle ilgili olarak en sevdiğim şeylerden biri ziyaretçiler. Her kesimden ziyaretçi geliyor; izciler geliyor, Teksas'tan eski dostlar geliyor, yeni bir devlet başkanı geliyor. Hamid Karzai ilk ziyareti, başkanlık yeminini ettikten sonra 2003'te Afganistan'dan ilk bize gelmişti. Martın Luther King Ailesi…"

BUSH'UN EN İYİ LİDER ARKADAŞLARINDAN BİRİ JAPONYA BAŞBAKANI

"Bu işi yaparken o kadar çok lider görüyorsunuz, o kadar çok diplomasiye maruz kalıyorsunuz ki her bir liderin ardında onların kişiliklerini kendi iş yapışlarını sahne ardında çok iyi gözlemliyorsunuz. Bir de dostluklar geliştiğini görüyorsunuz yıllar içerisinde. Hatta Bush'un en iyi arkadaşlarından biri Japonya Başbakan'ı. Başbakan Koizumi ile çok iyi vakit geçiriyorlar."

BUSH'UN MİZAH ANLAYIŞI ÇOK İYİDİR

"Pek çok kişi bilmez ama aslında Başkan'ın mizah anlayışı çok iyidir. Çok güldürür herkesi, çok şaka yapar, takılır, isim takmayı da çok sever ki bana takmadı. Kahkahaya bayılır, komiklikleri sever bu da o kadar yoğun ağır zamanlarda çok iyi bir şey. Bir gün internetten kendisinin parodisini izledi. Kendisiyle nasıl dalga geçildiğini gülerek izliyor bu videoda.

Örneğin kendisine bir boks kıyafeti hediye edilmişti. Hemen giymiş ve " Bakın çok yakıştı kimseye gösteremiyor muyum, buna bakacak kimse yok mu bunu göstermem lazım" diye birilerini alıyordu.
Bir gün Endonezya Devlet Başkanı gelmişti bisiklet hediye etti. Toplantıdan sonra kendini tutamıyor ve o bisikletle batı kanadının etrafını dolaşıyor… Ben o kadar şaşırdım ki ilk bunu gördüğüm an yani böyle anları yakalıyorsunuz böyle sürprizlerle karşılaşıyorsunuz ve ben bunu çok seviyorum."

BAŞKAN'IN AİLE HAYATI

"Hikâyenin başka bir yüzü daha var; aile hayatı. Bush'un babası da başkandı annesi de eski bir hanımefendi. Onlarla birlikteyken sihirli anlar yaşanıyor tarihe tanıklık ediyormuşum gibi hissediyorum. James erkek kardeş o zamanlar Florida valisiydi. Bana göre fotoğraflar o kadar güzel hikâyeler anlatıyor ki pek çok şeyi keşfedebiliyorsunuz. Geleneksel bir baba oğul ilişkileri var, onları izlerken böyle düşündüm. Babası çıkar gelir ziyaret eder oturur konuşurlar. "Oğlum ne yaptın bugün" der ve Başkan Bush der ki, "Baba Rusya Başkanı'yla toplantı yaptım…" Başka ne diyebilir bilmiyorum tabi insan devlet başkanı olunca ne der, herhalde onlar için çok normal şeyler.

Bu arada öğrendiğim ilk şeylerden bir tanesi de şuydu: İkisi birlikteyken, sayın başkan derseniz hangisi bakıyor biliyor musunuz? İkisi de bakıyor. O yüzden numaralandırma yapılıyor 41 ve 43. Başkan! (Numaralı şapkaları var)
Akşam yemeği odasında bir tablo var; J.Q Adams'ın. Aslında o da yine başkan olan babanın oğlu olan Başkan Bush hariç tek örnek. O portre sekiz yıl boyunca o duvardan hiç inmedi. Aile biraradayken işin içine girmemeye özen gösteriyorum, aileleriyle birlikte geçirebilecekleri çok az vakitleri var ve bunu bozmak istemiyorsunuz.

Her crısmista aile Camb David'e gider. Ben de giderim orada kalırım, eşimi de davet ederler hep çok iyi vakit geçiririz, ben şahsen çok seviyorum ve çok cömerttirler ailenin bir parçası gibi hissedersiniz.
Bush çifti birlikte olmayı seviyorlar, birbirlerini sevdiklerini yani bütün baskı ve yaşam koşullarına rağmen bu yoğun hayata rağmen birbirlerini sevdiklerini her hallerinden anlıyorsunuz. Birlikte seyahat ediyorlar, bazen ayrılıyorlar.

İngiltere ziyareti sırasında Bush çifti, Beyaz Saray'dan daha büyük olan Bakingam sarayında sanki ortalıkta dolaşan küçük çocuklar gibilerdi. Oradaki iki konuk iki önemli kişiler ama çocuk gibiydiler. Şurada da resmimiz olsun burada da resmimiz olsun diyerek fotoğraf çektirdiler. Orada çok iyi vakit geçirdiler."

FİRST LADY İÇE DÖNÜKTÜR

En sevdiğim fotoğraflardan biri, geçit töreni, açılış seremonisinin olduğu akşam resepsiyonu, dans sonrası (bütün gece Başkan Washington'daki tüm balolara katılır) limuzinin içinde çok yorgun bir şekildeyken çektiğim fotoğraftır. ... Bu fotoğrafın en çok sevdiğim özelliği kişiliklerini çok güzel gösteriyor olmasıdır. Başkan Bush çok dışa dönüktür fakat Hanımefendi daha içe dönüktür."

BAŞKAN'IN KÖPEĞİ MUHABİRİ ISIRDI!

"Başkan'ın köpeği Barni… Köpek Barni'nin her yere erişimi var her yere girebilir. Başkan köpeği Barni'yi çok seviyor. Diğer köpek Spat. Hikâyesi ilginç, Teksas'dan gelmiş aslında Beyaz Ev'de doğdu demem lazım çünkü babası Beyaz Ev'deydi ve Babası Beyaz evdeyken doğdu o da. Başkan, "Hiç sahip olmadığım oğlum" der Barni için. Barni bir keresinde bir muhabiri ısırmıştı..."



"Başkan Teksas'ı çok seviyor. 1600 hektarlık alanı var orda. Göller, bisiklet rotaları, kanyonlar… Barni en iyi balık dostu, birlikte balığa çıkarlar. Başkan'ın da kendi aracını kullanabildiği tek yer burasıdır. Gerçekten yorulabildiği, ter dökebildiği yüksek sıcaklıklarda ve nem altında çalıştığı, ağaç kestiği ve benden de yardım istediği anlar bunlar.
Bir başkanlık testeresi var biliyor musunuz? Bu da hediye edildi. Gizli servis başkanı hediye etmişti testereyi!"

TEKSAS'A GERİ DÖNÜŞ

"2009 Ocak… Seçimleri kazanan Obama yemin edecek… Washington üzerinden son kez uçuyoruz. Bush, Air Force One ile Teksas'a annesine ailesine dostlarına dönüyor. Hatırlıyor olabilirsiniz bu ilk resmi Teksas ‘tan ayrılış resmini hatırlıyor musunuz sunumun ilk başında göstermiştim bu da onun sonu yine Teksas'a dönüyor aynı yere dönüyor artık eski başkan olarak. İşte bu da benim sunuşumun sonu." bik.gov.tr / 18.06.2012

Katkılarından dolayı Erol Çevik ve Emel Maden'e teşekkür ederiz.

MYD

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ
BASINDA BUGÜN

Yaygın Süreli Yayınlar

Akşam Gazetesi

Bugün Gazetesi

Cumhuriyet Gazetesi

Dünya Gazetesi

Fanatik Gazetesi

Fotomaç Gazetesi

Habertürk Gazetesi

Hürriyet Gazetesi

Milliyet Gazetesi

Milli Gazete

Posta Gazetesi

Radikal Gazetesi

Sabah Gazetesi

Sözcü

Star Gazetesi

Takvim Gazetesi

Taraf Gazetesi

Türkiye Gazetesi

Vakit Gazetesi

Vatan Gazetesi

Yeni Asya Gazetesi

Yeni Şafak Gazetesi

Zaman Gazetesi

Ortadoğu Gazetesi

PARA PİYASALARI

24 Nisan 2014Perşembe

  • BIST 100 73.170 -0,38
  • DOLAR 2,1505 0,42
  • EURO 2,9765 0,81
  • STERLİN 3,6081 -0,01
  • ALTIN 89,089 0,74
  • O/N REPO 10,18%
  • BİLEŞİK FAİZ 9,84 1,44
  • CUMHURİYET ALTINI 594,91 0,71
  • EURO/DOLAR 1,3817 0,01
>