Görmez: Vallahi mahcubum görevimi yapamıyorum

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle mahcup olduklarını belirterek, “Diyanet teşkilatı olarak mahcubuz. Vallahi en mahcubunuz benim. Çünkü hakkıyla görevimi ifa etmiyorum” diye konuştu.

Eklenme: 24 Kasım 2016 - 01:16 / Son Güncelleme: 24 Kasım 2016 - 8:11 / Editör: Ferhat Esnek
thumbs_b_c_d7f2c18daffad64576802927085e8547

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, İslam’ın bütün dünyaya ve insanlığa gönüllü davetçiler kanalıyla ilmini, hikmetini, marifetini taşıdığını belirterek, “Fetih yanlış bildiğimiz bir kavram. Fetih surların fethi değil, gönüllerin fethidir. Bizim salt surların fethiyle gerçekleşen bir fethimiz olmamıştır. Fetih suresinin ilk ayetleri Mekke’nin fethinden söz etmez. Bu ayet Hudeybiye’den bahseder. Mekke Hudeybiye’de fethedildi.” dedi.

Görmez, Serdivan ilçesinde bir restoranda düzenlenen “Din Görevlileri Buluşması” toplantısında yaptığı konuşmada, insanlığın, ümmetlerin, milletlerin zor zamanları olduğu gibi dinlerin de zor zamanları olduğunu söyledi.

Mehmet Görmez yaptığı konuşmada Fethullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişiminde bulunduğu 15 Temmuz gecesinde yaşadıklarını anlattı.

Görünen tabloya karşı en mahcup olan kişinin kendisi olduğunu belirten Görmez, “Bu tabloya karşı biz mahcubuz. Diyanet teşkilatı olarak 100 bini aşkın bir kadro olarak biz mahcubuz. Vallahi en mahcubunuz benim. Allah’a yemin olsun ki en mahcubunuz benim, çünkü hakkıyla görevimi ifa etmiyorum” diye konuştu.

15 Temmuz gecesi Medine’de Moritanyalı bir anne-oğlun Türkiye için gözyaşı döktüğünü anlatan Başkan Görmez, “Medine’de bir iş adamı benden, 15 Temmuz gecesinde ’90 yaşında annemle beraber evde televizyonun karşısına kilitlendik, ikimiz de elimizi açtık, gözlerimizden saatlerce yaşlar akıyordu ve dua ediyorduk. Bedir için yapılan duaları yapıyorduk. Elimizden bu kardeşlerimiz de giderse biz kime umut bağlayacağız? diye dua ediyorduk’ dedi.

Bu aile Moritanyalı. ’Gece saat 03.00 olunca anladık ki darbe başarısız oldu’ dediler. 90 yaşındaki annem bana ’evde bir meblağ paran var mı?’ dedi. Dedim ki ’Anne, biz bankaya para yatırmasını bilmeyiz, meblağlar var’ dedim. ’Hepsini buraya getir, valize koy’ dedi. Valize koydum, ne yapacağımı bilmiyordum. Anneye itaat gereği yaptım. Dedi ki, ’Şimdi gideceksin, Mescid-i Nebevi’nin çevresinde bulduğun bütün fakirlere avuç avuç dağıtacaksın’ dedi. O gece sabaha kadar dünyanın her yanından telefonla bana bağlanarak benimle görüşen her Müslüman’ın sözü bu oldu” diye konuştu.

Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığı görevlileri olarak 15 Temmuz’da karşılaşılan tabloyu görerek hizmet etmeleri gerektiğine vurgu yaparak, “Bir taraftan ümmetin çocuklarını Kürt, Türk diye ayırarak ırkçılık illetiyle ve bunu da bir ayrılıkçı harekete dönüştürerek kendi kardeşlerini katletmeye çalışan bir cinayet şebekesi. Bir taraftan da geçmişimizde yaşadığımız ve bizahatihi içimizden, yanı başımızda rahmana secde eden iman, İslam, Kuran, hoşgörü, muhabbet teraneleri ardında böyle bir zor zamanda kendi ülkesine, kendi ülkesinin kendi çocuklarına, kendi ülkesinin tanklarını yönelterek bu dünyanın ve insanlığın en zor zamanında karşı karşıya kaldığımız ihanet. Bütün bunları görerek hizmetimizi yapmalıyız” dedi.

İslam’ın ve İslam medeniyetinin içinden geçtiği en zor süreçlerin yaşandığını dile getiren Görmez, buna bağlı olarak milletin, alemi İslam’ın ve bütün insanlığın zor bir zaman geçirdiğini ifade etti.

“Bizi kurtaracak umut, korkuya dönüştürülüyor”

Bu zorluğun umutları da tükettiğini belirten Görmez, şöyle devam etti:

“Girdaptan çıkmanın bir tek yolu var o da rabbimizin kainata ve insanlığa gönderdiği son büyük hakikat İslam. Ama aynı zamanda bu umudu da ortadan kaldırmak için çok büyük savaşlar veriliyor. Bu umut dünyanın başka bölgelerinde korku ve düşmanlığa dönüştürülüyor. Bizi kurtaracak umut, korkuya dönüştürülüyor. Bizi bu girdaptan kurtaracak yegane hakikat, bütün insanlığın gözünde şiddetle, savaşla, nefretle, katliamla özdeşleştiriliyor. Cehalet mühendisliği İslam’ın bilgisini yok ediyor, İslam hakkında bütün bilgileri kirletiyor. İşte böyle bir zamandan geçtiğimizin farkında olmalıyız. Bütün din görevlilerimiz bunun farkında olmalı. Tarihi doğru okumalıyız. Tarihi doğru okuyamayanlar istikbale doğru yürüyemezler.”

“İslam’ın kılıçla yeryüzüne yayıldığını söylemek kadar İslam’a atılmış büyük bir iftira yoktur.” diyen Görmez, İslam ahlakının tüccarlar marifetiyle farklı bölgelere taşındığını anlattı.

Görmez, İslam’ın bütün dünyaya ve insanlığa gönüllü davetçiler kanalıyla ilmini, hikmetini, marifetini taşıdığını belirterek, “Fetih yanlış bildiğimiz bir kavram. Fetih, surların fethi değil, gönüllerin fethidir. Bizim salt surların fethiyle gerçekleşen bir fethimiz olmamıştır. Fetih suresinin ilk ayetleri Mekke’nin fethinden söz etmez. Bu ayet Hudeybiye’den bahseder. Mekke Hudeybiye’de fethedildi. Bu nedenle Peygamber efendimiz Mekke’ye girdiği zaman bir tek kan dökülmemiştir. İntikam duygusu yok. Öyle bir dinin mensubuyuz ki düşmana dahi intikam duygusu besleyemiyorsunuz. Kafirin küfrüne sadece acırsın.”

“Kuvözlerde bombaya maruz kalmış bebekleri bütün insanlık görüyor”

İslam’ın en büyük merkezleri olarak kabul ettikleri Şam ve Bağdat’ta yıllardır ateşlerin yükseldiğini vurgulayan Görmez, “Birkaç haftadır Halep’i izliyorsunuz. O taşların, tozların arasından ayıklanmaya çalışılan çocukları, kuvözlerde bombaya maruz kalmış bebekleri bütün insanlık görüyor.” dedi.

Görmez, dün kendisini ziyaret eden Arakan Müslümanlarının temsilcisine “Üzgünüz, mahcubuz. Halep’ten yükselen dumanların arkasından Arakan görünmüyor.” dediğini aktararak, şöyle devam etti:

“Halep’ten yükselen dumanların arkasından biz Müslümanlar Arakan’ı göremiyoruz. Böyle bir tablo. Endülüs’ün yerinde 30 milyon Müslüman göçmen kimliğini inşa etmeye, korumaya çalışıyor. Maveraünnehir medeniyetinin yerinde yüzlerce Müslüman topluluk, 200 yıllık fasıladan ve Fetret Dönemi’nden sonra kendi kimliklerini inşa etmeye çalışıyorlar. Bir taraftan da ümmetin merkezlerinde kendisini arayan Müslümanlar var.

Böyle bir tablo içerisinde bütün Müslümanların umutla baktığı bir yer var, o da bu topraklar, Türkiye. Sizler, rutinleştirip ne yaptığımızın zaman zaman farkında olmadığımız o büyük görevleri, herkesin size umut bağladığı bir zamanda yapıyorsunuz. Bu umudu ortadan kaldırmak için ayrıca büyük mücadeleler veriliyor. Bir taraftan topraklarımızı kuşatan ateş çemberi, bir taraftan asırlarca birlikte İslam medeniyetini inşa etmiş ümmetin çocuklarını Türk, Kürt diye ayırarak, ırkçılık illetiyle ve bunu da ayrılıkçı bir harekete dönüştürerek kendi kardeşlerini katletmeye çalışan bir cinayet şebekesi…Bir taraftan da yakın geçmişimizde yaşadığımız ve bizatihi içimizden, yanı başımızda rahmana secde eden, iman, İslam, Kur’an, hoşgörü, muhabbet teraneleri altında böyle bir zor zamanda kendi ülkesine, kendi ülkesinin çocuklarına, kendi ülkesinin tanklarını yönelterek, bu dünyanın ve insanlığın en zor zamanında karşı karşıya kaldığımız ihanet.”

Bütün bunların değerlendirilerek hizmet verilmesini isteyen Görmez, mihrapta görev yapan her görevlinin, milletin çocuklarına Kur’an öğreten herkesin, dünyada nasıl bir misyon üstlendiğinin ve kendisine nasıl bir umut bağlandığının farkında olması gerektiğini vurguladı.