Kedilerin annesi Hatice Abla

50 yıldır İzmir’in Barbaros Mahallesi’nde yaşayan Hatice Keskin, hayvanlara olan ilgisiyle tanınıyor.

Eklenme: 15 Eylül 2017 - 08:59 / Son Güncelleme: 15 Eylül 2017 - 9:01 / Editör: Büşra Kılıç

Sultan GÜMÜŞ- Yusuf ÇAĞIRTEKİN- İlkses Gazetesi-  Yıllardır sokak hayvanlarına yemek ve su veren Hatice Abla, “İki ayaklılar çok hain, 4 ayaklılardan hiç zarar görmedim” diyerek hayvan sevgisini gösterdi

Hatice Keskin 50 yıldır Konak’ın Barbaros Mahallesi’nde yaşıyor. Mahallelinin “Kedilerin Annesi” olarak tanımladığı Hatice Abla, kendini bildi bileli sokak hayvanlarına bakıyor. Yıllardır merdiven köşelerine, konteyner kenarlarına, sokak aralarına konserve, mama ve içi su dolu kaplar bırakan kedilerin annesi Hatice Abla, bu işi yapmaktan hiç yorulmuyor.

Kalp krizi sonucu oğlunu kaybeden ve eşiyle boşanıp yıllarca tek başına yaşayan Hatice Abla, hayvanlara olan sevgisini ve hikayesini şöyle anlatmaya başladı: “14 yaşında görücü usulü evlendim, 15 yaşında oğlum oldu. Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşandım. Eşim bana çok şiddet uygulardı. Dedemlerin yanına geldim. Beni istemediler. Senin yerin kocanın yanı dediler. Sonra kardeşim dediğim bir arkadaşım beni yanına aldı. Hem evinde kaldım hem çocuklarına baktım hem de bana bir fabrikada iş buldu. Birikimimi yapınca kendi evime çıktım. Hayvanlar yıllardır yaşadığım bu yalnızlıkta bana dost oldu.”

KEDİYLE KÖPEĞİ DOST YAPTI

Evde bir kedisi bir de köpeği olan Hatice Abla, “Hayvanlar hayatımda hep vardı zaten. Onlar olmadan yaşayamam ki. Kendimi bildim bileli hayvanlara olan sevgim böyle aşırı. İki farklı cinse aynı evde bakabiliyorum. Hayvanları o kadar çok seviyorum ki bu sevgiyi nasıl anlatabileceğimi bilmiyorum. Sizlere bu sevginin nasıl tanımını yapabilirim ki? Ben iki ayaklılardan çok darbe yedim. En yakınımdan dahi. Ama dört ayaklılardan hiçbir zarar görmedim. Çocuğunu okutup büyüttüğüm insanlar var. Durup da bir selam vermiyorlar şimdi. Küçükken de sevgim böyle yoğundu. Okula giderken bir hamile köpek göreyim hemen ilgimi çekerdi, alır eve götürürdüm. Annem çok laf söz ederdi ama ne çare. Hayvanlarla yatayım kalkayım, onları sürekli öpeyim yine doyamam. Annem bu konuda huysuzdu. Ben babama çekmişim. Oda benim gibi hayvan aşığıydı. Eve getirdiğim hayvanları annem dışarıya koymaya çalıştığında, ‘Onları atarsan kendimi kuyulara atarım, intihar ederim’ derdim. Oda korkar dokunamazdı” dedi.

 

MAMA KONUSUNDA YARDIMCI OLABİLİRLER

Hayvan derneklerine üye olmak istediğini ancak farklı nedenlerden dolayı gidemediğini belirten Hatice Abla, mama konusunda yardım beklediğini ifade etti. Hatice Abla konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Benimle temasa geçen hayvanseverler olmadı. Bir kurumdan gelip fotoğrafımı çeken birkaç insan oldu sadece. Dediler ki ‘Sana yardımcı olalım hayvanların mama ihtiyacı konusunda’ ama hiçbir şey çıkmadı. Mama konusunda bana yardımcı olacak kişiler çıkarsa çok mutlu olurum. Ayda neredeyse 4 çuval mama alıyorum. Konserveler ayrı bir de. Her ay 650 TL param gidiyor hayvanların ihtiyaçları için. Ama olsun pişman değilim. Onlar mutlu kalsın, tok olsun yeter. Sokakta kalmış, aç, yetim, bakıma muhtaç insanlar için yardım kampanyaları düzenleniyor. Temennim şu ki umarım hayvanlar için de bu denli hassas davranılır. Çünkü bizim kadar onlarda yaşam hakkı olan canlılar.”

Hayvanlara karşı işlenen suçlara da değinen Hatice Abla, belediye ihmaline de şu sözlerle yer verdi: “Bu hayvanları hiç mi insanlar görmüyor. Yazık, hastalanıyorlar, yaz ayında susuz kalıyorlar, kışın donuyorlar. Kimse görmüyor mu? Görmedikleri gibi bir de işkence çektiriyorlar. Ya derisini yüzüyorlar ya tecavüz ediyorlar ya cinsel organına biber sokuyorlar ya da hortum. Onlar hastalandıkları zaman benim içim gidiyor bu insanlar nasıl bu kadar vahşileşebiliyorlar. Benim hayvanlarımdan biri ya da çevremde karşılaştığım hayvanlardan biri rahatsızlandığı zaman belediyeyi arıyorum. Saatler sonra geliyorlar ya da ertesi gün geliyorlar. Tabi hayvancağızda onlar gelene kadar can çekişiyor. Geldikleri zaman da diyorlar ki bu tarz hasta hayvan çok var. Biz hangi birine yetişelim. Onlarda haklı kendilerince ama ben de haklıyım.”

HAYVAN İSTİFÇİSİ DEĞİLİM

Başkasına güvenemediği için sokak hayvanlarının bakımını kimseye bırakamayan Hatice Abla, hayvanlar mamalarından olmasın, aç, susuz gezmesinler diye bir yere çıkamıyor. Hatice Abla, “Sabah saat 8 buçuk ya da 9’da hepsi apartmanın önünde dikiliyor. Daha çok kediler alışmış duruma. O saatte veremediğim zamanda bir ıslık çalıyorum hepsi mamayı serpiştirdiğim, suları doldurduğum köşelere koşuşuyor. En az 50 kedi diyebilirim. Ve hepsini tanıyorum. Örneğin birinin kuyruğu çok ilginç ve güzel. Ona yelpaze kuyruk adını verdim. Biraz da oynak. Sürekli hamile kalıyor. Biri kaza geçirdi. Gözünü kaybetti. Biri başka bir hayvan tarafından boynundan ısırıldı. Biri çok kibar ve nazlı. Hepsini tanıdığım için birini göremediğim an hemen meraklanıyorum. Acaba bir şey mi oldu, öldü mü, kaza mı geçirdi diye” şeklinde konuştu.

“Ben hayvan istifçisi değilim” diyen Hatice Abla, istifçiliği vicdansızlık olarak tanımladı: “Resmen vicdansızlık. Bu kadar hayvanı alıp nasıl evime toplarım. Ben dışarıda bakıyorum onlara. Bu en doğal ve doğru olanı. Hayatını kaybeden bir kedi vardı örneğin. Öldükten sonra 13 tane yavrusu öylece ortada kaldı. Aldım onları eve getirdim. Belli bir zamana kadar bakımlarını yapıp büyüttüm. Hepsine aynı evde, köpeğimle birlikte bakmam zor olduğu için sonra dışarıda bakmaya başladım. Evde zaten o kadar kedi bir arada yaşayamaz. Bu onlara ve bakan insana eziyet olur. Bu da istifçiliğe girer.”

KEŞKE HERKES BİRAZ SEVEBİLSE

Hatice Ablaya göre hayvanları sevebilmemiz için onun illa ki bizim olması gerekmiyor. “Her şey sevmekle başlar” diyen Hatice Abla, “Keşke herkes hayvanları sevebilse. Bir parçacık sevebilse. Hayvanları sevmeyen, onlara hakaret eden, hatta hakaretten öteye gidip tekme atan insanlarda gördüm. Mahalleden biri ‘Senin hayvanlarını öldürürüm’ demişti. Avukattı bir de. Benim hayvanlarım diye bir şey yok. Kedilere ben bakıyorum diye Hatice Ablanın kedileri oldu. Onlar sokak hayvanı ben hepsini seviyorum. Diğerlerinden de bu özveriyi bekliyorum. Onları sevebilmemiz için illa ki bizim olmasına gerek yok. Hayvanlarını öldürürüm diyen avukat kadına seslendim ‘kimin hayvanlarını öldürüyorsun sen, sıkıysa gel öldür. Sen mal sahibi olmuşsun, avukat olmuşsun ama insan olamamışsın’ dedim. Bunun gibi daha nice şeylerle karşılaştım. Biri de diyor ki köşelere mama koyma. Yerleri kirletiyorsun. Peki, bu hayvanlar nereden yemeğini yiyecek. Daha iyi yerlerde yemesini istiyorsan aç kapını evine gelsin” diye konuştu.

ASIL DELİ ONLAR

Hayvan sevgisinden insanlarla dolayı çok tartıştığını söyleyen Hatice Abla, kendisine deli diyenlerin dahi olduğunu belirtti: “Adım deliye bile çıktı. Düşünebiliyor musunuz hayvanları sevip onlara bakıyorum diye beni deli olarak tanımlıyorlar. Asıl deli onlar. Konu hayvanlar olunca asla altta kalmam. Cevaplarını veririm direk. Çiftlik kur deyip çemkirenler var. Mamaları etrafı kirletiyor diyenler var. Kuru mama etrafı nasıl kirletebilir. Sıcak su dökeceğim hayvanların üzerine diyenler de var. Şimdi bu söylemler biraz daha duruldu. Önceden vardı bu kötü hakaretler. Neler neler duymuyordum ki ben. Yenilir yutulur cinsten değildi. Şimdi benim gibi bakan birkaç ev sahibi daha var. Onlar da sağ olsun mama veriyorlar. Trafik polisi gibiyim. Biri aracıyla hızla geçip bir kediye vurmaya kalkışsa hemen müdahale ediyorum. Engel olmaya çalışıyorum. Bir gün bir genç sinirlenip seslenmişti. ‘En sonunda şu kedilerini ezeceğim’ diye. Onu ezme beni ez diye yalvarmıştım. Bana diyorlar ki hayvanlara bakacağına git çocuk esirgeme kurumundan bir çocuk evlat edin ona bak. Ne kadar ayıp bir düşünce. Bunlar can değil mi? Mahallemizin sokağı çok dar. Kaç tane hayvan ezildi. Ben de bakmazsam kim ilgilenecek bu dili olmayan, derdini anlatamayan hayvanlarla.”

DÜNYA GÜZELLİKTEN GEÇİLMEYECEK

“Herkes kapısının önüne onlar için biraz yiyecek, içecek bıraksa dünya güzellikten geçilmeyecek. Ama insanlar için artık her şey çok zor geliyor” diyen Hatice Abla, “Kedilerin annesi derler bana. Geçenlerde mahalleden küçük bir çocuk sesleniyor. Kedilerin annesi kedilerin annesi diye. Git diyor yukarıda bir kedi var gözü kör olmuş onu al. Senin alman lazım, kedilerin annesi değil misin diyor. Neredeyse 50 senedir bu mahalledeyim. Burada kaldığım sürece hep hayvanlara baktım. Bir gün bakmamazlık yapmadım. Buraya gelmeden önce yaşadığım diğer mahallede de bakıyordum” dedi.

50 yıldır yaşadığı mahalleden edindiği tecrübelere dayanarak “Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Çok fena olmuş insanlar. Bizim bu mahallemiz komşuluk ilişkisi iyi olan nadir yerlerden. Başka yerlerde bu güzel ilişkiler yok. 3 günlük dünya. Kötülükten ne çıkacak. Bir gün öldüğümüzde iyi insandı demeleri dışında ne bırakacağız bu dünyaya” diyen Hatice Abla, hatırnaz insanların kaybolmaya yüz tuttuğunu anlattı.

YİNE SERENAT MI YAPIYORSUN?

Hatice Ablanın en sevdiği komşularından Perihan Gönülçalan ise Hatice Ablayı şöyle tanımladı: “Hatice Abla 5 yıllık komşum. Hatırı sayılır bir insan. Mahallemizin gülü diyebilirim. Hayvan delisi bir kadın. Oturduğumuz yerden bir çığlık duysak evet bu Hatice Abla diyoruz. Ya doğum yapan bir köpek için ağlar ya ezilen bir kedi için canla başla bağırır. Kendini balkondan atacak sanıyoruz bazen. Biz ona memnuniyetle bakıyoruz. Telefonumun rehberinde kedici Hatice Abla diye kayıtlı. Evini bulmak da çok kolay. Balkonuna bakarsanız anlarsınız. Kendi gibi rengarenk. Çiçeklerle bezenmiş. Her sabah istisnasız kapısına 40 ya da 50’ye yakın kedi, köpek belirir. Her gün hiç bıkmadan mamalarını verir, sularını doldurur. Onlarla sohbet bile eder. Hayvanlarla konuştuğunu görünce yine serenat mı yapıyorsun diyoruz.”