Kurtulmuş: DAEŞ, PKK gibi terör örgütleri cesaretlendirildi

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, DAEŞ, PKK gibi terör örgütlerinin birtakım uluslararası güçler tarafından 22 Temmuz’dan sonra cesaretlendirildiğini belirterek, “Bu terör örgütlerinin arkasındaki lojistik destekler, istihbarat destekleri, silah, ekonomik destekler, siyasi destekleri bir an için kessin uluslararası güçler, hiçbir terör örgütü ayakta kalamaz” dedi. Kurtulmuş, bir televizyon kanalında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak soruları cevaplandırdı. Terörle mücadele konusunda […]

Eklenme: 2 Haziran 2016 - 10:24 / Son Güncelleme: 2 Haziran 2016 - 10:32 / Editör: Oğuz AKÇAKOCA
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Bakanlar Kurulu toplantısı devam ederken Çankaya Köşkü'nde gazetecilere açıklama yaptı. ( Ahmet Bolat - Anadolu Ajansı )

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, DAEŞ, PKK gibi terör örgütlerinin birtakım uluslararası güçler tarafından 22 Temmuz’dan sonra cesaretlendirildiğini belirterek, “Bu terör örgütlerinin arkasındaki lojistik destekler, istihbarat destekleri, silah, ekonomik destekler, siyasi destekleri bir an için kessin uluslararası güçler, hiçbir terör örgütü ayakta kalamaz” dedi.

Kurtulmuş, bir televizyon kanalında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak soruları cevaplandırdı.

Terörle mücadele konusunda yürütülen operasyonlara ilişkin bir soru üzerine Kurtulmuş, Türkiye’nin 40 yıldır silahlı terör örgütleriyle mücadele ettiğini, bu süreçte de 40 bine yakın insanın öldüğünü, 7 bini aşkın da şehidin bulunduğunu aktardı.

Bu süre içerisinde 1,5  trilyon dolar minimum hesaplamalarla bir maddi kaybın meydana geldiğine dikkati çeken Kurtulmuş, “22 Temmuz’dan sonra yeni bir tablo karşımıza çıktı. Çok açık söylüyorum, bu tablonun bu kadar ağır bir şekilde karşımıza çıkmasının altındaki en temel neden, terör örgütlerinin cesaretlendirilmesidir” değerlendirmesinde bulundu.

DAEŞ, PKK gibi terör örgütlerinin birtakım uluslararası güçler tarafından 22 Temmuz’dan sonra cesaretlendirildiğini belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Bu terör örgütlerinin arkasındaki lojistik destekler, istihbarat destekleri, silah, ekonomik destekler, siyasi destekleri bir an için kessin uluslararası güçler, hiçbir terör örgütü ayakta kalamaz. Şimdi DAEŞ’e karşı operasyonlar falan yapılıyor değil mi? Kessinler arkalarındaki desteği, bir hafta on günde DAEŞ’i bitirirler. Aynı şekilde PKK’yla biz bu kadar yıldır mücadele ediyoruz, bu mücadelenin içerisinde görüyorsunuz, bu kadar farklı ülkelerden silahları bu adamlar nasıl verdi? Biz, terörle bu kadar mücadele verirken çok net, açık siyasi destekler, yani kollarında YPG armasıyla askerlerin, koalisyon güçlerine bağlı askerlerin, orada olması ya da  64. Hükümet’in Başbakanı, Brüksel’de ziyaret ederken toplantı yapılan salonun 50 metre ötesinde PKK çadırının açılması, bunlar az siyasi destekler midir? Böyle baktığınız zaman Türkiye 22 Temmuz’dan sonra başka bir şeyle mücadele ediyor, boğuşuyor. Yani çok cesaretlendirilmiş, silahları artırılmış, siyasi desteği, ekonomik destekleri artırılmış bir terör örgütüyle mücadele ediyor. Daha doğrusu birkaç terör örgütüyle mücadele ediyor. Dolayısıyla bu ciddiyeti görmemiz lazım, bu bir anlamda Türkiye’nin beka meselesidir.”

“Söylediklerimizin çok somut delillendirilmesi bunlar maalesef”

Kurtulmuş, Nusaybin’de ele geçirilen ABD yapımı antitank mühimmatı ve PKK’nın kullandığı Rus füzesinin hatırlatılması üzerine, şöyle dedi:

“Söylediklerimizin çok somut delillendirilmesi bunlar maalesef. Bu kadar farklı silahlar nereden geliyor? Bu silahlar çarşıda, pazarda, süpermarketlerde satılmıyor. Bu silahları herhalde bazı devletlerin istihbarat birimleri birtakım imkanları kullanarak, belki kendi imkanlarını da kullanarak ya da aracılar kullanarak bu örgütlere veriyorlar. PKK için de böyle, diğerleri için de böyle. Suriye’de uluslararası camianın kararsızlığı ve uluslararası camianın ne yapacağını bilememesi belki kararsızlıktan öte öyle bir noktaya getirdi ki Suriye, örgütlerin her birinin, her renginin, her tonunun cirit attığı bir örgütler pazarı haline geldi. Gerçekten örgütler konsorsiyumu haline geldi.”

Suriye’deki durumun, “terör örgütlerinin cehennemi ya da cenneti” denilebilecek bir hale geldiğine işaret eden Kurtulmuş, şunları ifade etti:

“Suriye’nin bugünden yarına çözümünü niye istemiyorlar, onu da çok açık söyleyeyim. Suriye’de şu anda devam eden çok bir vekalet savaşı var. Bu vekalet savaşları bittiği zaman bu güçler birbirleriyle direkt bir mücadelenin, direkt bir kavganın, direkt bir çatışmanın içerisine de girebilirler. Şimdi bu anlamda kendilerini direkt olarak çatışmanın içerisine sokmamak için maşalarını kullanıyorlar, maşalarına destek oluyorlar. Herkes kullanabileceği, kendisi için kullanışlı, elverişli gördüğü örgüt üzerinden Suriye siyasetini dizayn ederek bölgede bir güç elde etmeye çalışıyor. Bu çok kötü bir şey. Hele hele dünya dengesinin henüz yerine oturmadığı, ta 90’lardan, soğuk savaştan sonra dünya dengesinin yerine oturmadığı bir dönemde bu son derece tehlikeli bir durum demek. Bu sadece Suriye ile ya da sadece bildiğimiz terör örgütleri ile sınırlı kalmaz. Allah muhafaza, bütün dünyanın küresel bir terör saldırısı altında olmasını, dünyanın birçok yerinde beklenmedik çok büyük saldırıların ortaya çıkmasını da hazırlayan bir zemin haline geldi.”

“Ilımlı muhaliflere verilen siyasi destekle iç savaş bitme noktasına gelmişti”

Türkiye’nin müttefiklerinin Suriye’ye müdahil olan ülkelerin büyük bir çoğunluğunun başından beri ne yapacağını, nasıl yapacağını, hangi takvim içerisinde Suriye’de bir barış ortamı oluşmasına katkı sunacağını bilemediğini söyleyen Kurtulmuş, herkesin bir karşıt ya da düşman oluşturduğunu, o düşmanın düşmanını da kendisinin dostu bellediğini belirtti. Sıkıntının da buradan kaynaklandığını ifade eden Kurtulmuş, “Suriye’de ılımlı muhalefete başından beri destek verilmedi. Ilımlı muhalefetin çok güçlü olduğu dönemlerde en azından siyasi olarak verilecek desteklerle Suriye’deki iç savaş bitirilebilme noktasına gelmişken tekrar birçok şey başa sardı. Maalesef olan halka oldu” diye konuştu.

Türkiye’nin, Suriye konusunda kırmızı çizgilerinin bulunduğunun hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, “İki şey orada önemli. Birincisi, uçuşa yasak bölge. Üç sene evvel bu teklif edilip uluslararası camia o bölgede uçuşa yasak bölge ilan etmiş olsaydı, Allah bilir en az 200-250 bin sivil Suriyeli ölmezdi ve oralarda bir göçmen krizi ortaya çıkarak, oradan Türkiye’ye, Türkiye’den Yunanistan, oradan da Avrupa’ya büyük bir göçmen baskısı oluşmazdı. İkincisi, gerçekten bu anlamda o bölgede bir güvenli bölge, tampon bölge gündeme gelmiş ve bunlar uygulanmış olsaydı bu anlamda yine hem göçmen meselesi bu kadar ağırlaşmaz hem de DAEŞ bir tehdit olarak Türkiye sınırına kadar gelmezdi. Roketler Türkiye’ye düşmezdi. Bunlar olmadı diye Türkiye seyredecek değil” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye-Rusya ilişkileri

“Putin’deki sözlerin bir yumuşama emaresi gösterdiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna Kurtulmuş, şu yanıtı verdi:

“Tabii ki, karşılıklı olarak hem Rus tarafı hem bizim tarafımızdan. Biz baştan beri söyledik, bu kastı mahsusla yapılmış bir şey değildir, ‘Tamam, Rusların buradan bu uçağı geçti, biz de bunları indirelim de bir kriz çıkaralım’ diye yapılmış bir şey değil. İlk andan itibaren söyledik, uçak vurulduğu anda uçağın kimliği bilinmiyordu, kimliği bilinmeyen bir uçak sınırlarımızı ihlal ettiği için angajman kuralları çerçevesinde düşürüldü. Zaten 9 saniye içerisinde olan bir olaydan bahsediyoruz. Dolayısıyla Türkiye kasten Rusya ile ilişkilerimizi kesmek, Rusya’ya karşı taammüden bir düşmanlık gösterisinde olmak için bu uçak düşürülmüş değildir. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız da ifade etti, bizler de ifade ettik. Bu çerçevede ümit ediyorum ki, Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkiler tekrar eski mecrasında doğru gelecektir. Ümit ediyorum ki, ABD de bizim açımızdan doğru bir karar verecektir ki, bu karar ABD’nin orta vadede kendi lehine olan bir karardır. Yani tercihini yapacaktır, Türkiye mi stratejik müttefik, YPG  mi stratejik müttefik. Bu tercihi yapacaktır. Ona göre adımını atacaktır. Orada ABD Büyükelçisinin son verdiği demecin, bu söylediklerimizi anladıklarını gösterdiğini ifade etmek isterim. ‘Evet, PKK silah bırakmalıdır, Türkiye daha fazla rahatsız olmasın’ manasına gelen sözler söylemiş ama biz sözün ötesinde icraat bekliyoruz.”

Türkiye-İsrail ilişkileri

Türkiye-İsrail ilişkisi konusunda yeni bir gelişmenin olup olmadığının sorulması üzerine Kurtulmuş, görüşmelerde belli bir noktaya gelindiğini aktardı. “İnşallah Gazze halkının lehine Filistin mücadelesinin lehine sonuçlanır bu görüşmeler” diyen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Meselede, tabii ki Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler bakımından önemi vardır ama en az onun kadar önemli olan kısmı Filistin halkının, Gazze halkının masum sivil insanların gerçekten geleceğine ilişkin bu anlaşmanın bir katkı sunmasıdır. Bu anlamda onların üstündeki bu baskının hafifletilmesidir. Onlar ciddi bir şekilde insani olarak atılması gereken adımların atılmasıdır. İlk iki madde hallolmuş görünüyor. Üçüncü madde de belli bir ilerleme var.”

Gazze’ye yönelik ambargonun kaldırılması gerektiğinin altını çizen Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, onlarca farklı alanda Gazze halkının beklentilerinin bulunduğunu söyledi.

Kurtulmuş, “Bunların olması, Türkiye üzerinden bunların gerçekleşmesi, ümit ediyorum ki, Gazze halkına bir nefes aldırır. Yine Gazze sorununu nihayetinde çözmez, Filistin meselesini çözmez, hiç olmazsa orası bir açık hava hapishanesi gibi olan, o Gazze halkına bir nefes aldırılır. Türkiye’nin meselesi budur. Bunu yapabilirsek İnşallah Gazze halkının yararına bir adım atılmış olur.” dedi.