‘Metin Erksan sinemaya tek başına bir alan olarak bakmazdı’

Oyuncu ve yazar Kesal, Metin Erksan’ın sinemaya olan bakış açısına ilişkin, “Sinemaya tek başına bir alan olarak bakmazdı. Bu işte teknik ya da sinema kuramı ile yetinilmeyeceğini öğretti bana.” dedi.

Eklenme: 12 Kasım 2018 - 13:55 / Son Güncelleme: 12 Kasım 2018 - 13:55 / Editör: Mevlüt Çiftçi

Anadolu Ajansı’nın (AA) global iletişim ortağı olduğu, bu yıl “Hayatı Edebiyatla Kuşatmak” ana temasıyla ziyaretçilerini ağırlayan “37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı”nın etkinlikleri kapsamında İletişim Yayınları tarafından “Hayata Açılan Bir Pencere: Metin Erksan Sineması” başlıklı etkinlik düzenlendi.

TÜYAP İstanbul Fuar Merkezi‘nin Marmara Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlikte Ercan Kesal, daha önce kaleme aldığı “Kendi Işığında Yanan Adam: Tanıdığım Metin Erksan” adlı kitaptan yola çıkarak ünlü yönetmeni anlattı.

Kesal, Erksan’ı 1990’lı yıllarda İstanbul’a ilk olarak geldiği dönemde tanıdığını belirterek, “İstanbul’a geliş sebebim de hekimlikten azade sinema yapmak hevesiydi ama o yıllar çok zordu bu işler. Uzun metrajlı çok film çekilmiyordu. Ankara’dan gelmiş bir hekim olarak bende Ziya Öztan’da başka kimsenin telefonu, adresi yoktu. Bu yüzden bir süre Ziya Bey’in yanına gittim ve geldim.” diye konuştu.

“Biz Erksan’la en az sinema konuştuk”

Yönetmen Ziya Öztan’ın kendisine “Oğlum gül gibi mesleğin var git kendi işini yap.” dediğini aktaran Kesal, şöyle devam etti:

“Her şeyin bir zamanı vardı. Demek ki 1990’lı yıllar benim sinemaya temas etmem için erken bir zamanmış. Ben tekrar özel sağlık sektörüne döndüm. Sağlık merkezlerinde çalışmaya başladım. Sonra kendim poliklinik kurdum. İşin yoğunluğu beni sardı. 1995’te (sinemada) tekrar bir deneme yapayım diye yurt dışına gittim. Paris’te beceremedim. Fransızca’yı çözemedim. 1996’da döndüm. Sonra yine özel bir hastane kurumuna girdim. Metin Hoca ile polikliniklerle uğraşma zamanımda bir etkinlik vasıtasıyla tanıştım. Sonrasında belli periyotlarla hep birlikte oluyorduk.”

Ercan Kesal, Erksan’ın sinemaya olan bakış açısına değinerek, “Sinemaya tek başına bir alan olarak bakmazdı. Bu işte teknik ya da sinema kuramı ile yetinilmeyeceğini öğretti bana. Kendisi de öyle yaşayan bir adamdı çünkü. Bu yüzden sık sık kitabımda da geçer ‘Biz onunla en az sinema konuştuk sanki’. Biz onunla en çok tarih, edebiyat konuştuk. Kitaplardan söz ettik. İstanbul’u gezdik. Sinema yani böyle bir yerde duruyor ve tüm yaptığımız şeyler ona hizmet ediyor gibi geldi bana. Onun bitmeyen enerjisi de aslında sürekli sinemaya hizmet eden bir enerjiydi.” ifadelerini kullandı.

“Kitaplara aşıktı”

Erksan’ın en güçlü filmlerinin TRT için yaptığı deneysel eserlerinin olduğu değerlendirmesinde bulunan Kesal, şunları kaydetti:

“TRT için yaptığı 5 filmdeki öyküler, o öykülerin sahipleri, içerikleri gibi bunlar üzerine tartışılması gereken meselelerdir. O öykülerden birisi Samet Ağaoğlu’nundur. Ağaoğlu, bir politikacı. Demokrat Parti’de bakanlık, milletvekilliği yapmış ve Adnan Menderes’in en yakın arkadaşlarından birisi. Ben ondan öğrendim bu kadar özel ve güçlü bir öykücünün, bu ülkede yaşadığını. Yani ben Ağaoğlu’nun Erksan’ın anlattıklarıyla, filminden sonra keşfettim. Çoğu kimse Ağaoğlu’nu bilmez. Bir politikacıdan beklenemeyecek bir öykücü kimliği var.”

Kesal, Metin Erksan’ın İstanbul’a çok önemsediğini de dile getirerek, “İstanbul’un yeterince estetik anlamda iyiye gitmediğine dair kederli bir öfkesi vardı. Bunu da sık sık söylerdi. Kitaplarıyla ilişkisi çok farklıydı. Kitaplara aşıktı. Çok zengin bir kütüphanesi vardı. Bildiğim kadarıyla kütüphanesi vefatından birkaç sene önce Işık Üniversitesi’ne bağışlandı. Ben onun kitaplarını kıskanırdım. Bize vermezdi. Hatta uzaktan gösterirdi ama bir kitabın ben de olmasını istiyorsa, sayfa sayısı önemli değil, fotokopi yaptırır, ciltletir öyle bana hediye ederdi. Yeter ki kitabını bana vermesin diye. Sahaflarla ilgili ilişkisi de çok özeldi.” dedi.

Yaklaşık 1 saat süren konuşma sonunda Kesal, dinleyicilerin sorularını yanıtladı.

AA