Özel harekat polisinin aile dramı beyaz perdeye taşınıyor

Gerçek bir yaşam hikayesinden sinemaya uyarlanan “Kızım ve Ben” filminin çekimleri, İstanbul’da sürüyor.

Eklenme: 13 Temmuz 2017 - 13:12 / Son Güncelleme: 13 Temmuz 2017 - 13:12 / Editör: Büşra Kılıç

Gerçek bir yaşam hikayesinden sinemaya uyarlanan “Kızım ve Ben” filminin çekimleri, İstanbul’da devam ediyor.

Filmde özel harekat polisi “Doruk” karakterini canlandıran Cemal Hünal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, senaryoyu ilk okuduğunda hikayenin kendisini şaşırttığını söyledi.

Hünal, filmin bir baba kız hikayesi olduğunu belirterek, “Anne çocuğu çok küçükken terk ediyor. Doruk, mesleğine çok önem veren, onu bir hayat tarzı olarak seçen ve çocuğunu tek başına yetiştirmek zorunda olan bir baba. Gün geliyor, anne çıkıyor ortaya. Doruk’un çocuğuna o güne kadar söylemek zorunda kaldığı yalanlar ve çocuğunu geri isteyen bir anne kalıyor ortada. Bunlar da karışık bir aile dramı yaratıyor. Bu hikayenin en önemli ve baskın kısmı, bir özel harekat polisinin aile dramı olması aslında.” diye konuştu.

Aksiyonun, karakterin hayatının bir parçası olduğuna işaret eden Hünal, Doruk’un aile dengesi, babalık, operasyonlar, yaptığı seçimler ve fedakarlıklar üzerine kurulu bir hikayenin içinde yer aldığını kaydetti.

Polisliğin, dışarıdan bakılınca anlaşılacak bir meslek olduğunu düşünmediğini belirten Hünal, şöyle devam etti:

“Üniformalı insanların bu mesleği seçerek, çok büyük özverilerde bulunduğunu, hayatlarını tehlikeye attığını, bu seçimi bilerek ve isteyerek yaptıklarını çok çabuk unutabiliyoruz. Asker, polis veya itfaiyeci olsun, birey olarak tanıdığınızda çok etkileniyorsunuz tabii ki. Çünkü çok büyük cesaret gerektiriyor hayatlarında yaptıkları seçimler. Onlar, günlük olarak hiç kimsenin uğraşmak istemeyeceği, hayatında bilmek istemeyeceği, gazetelerde okumaktan hoşlanmadığımız şeylerle uğraşan insanlar.”

“İstanbul’da gezdiğiniz gibi Londra’da veya Paris’te gezemezsiniz”

Hünal, uzun yıllar yurt dışında yaşadığının altını çizerek, “Bana hep soruyorlar ‘Niye kalmadın?’ diye. Türk toplumu inanılmaz insancıl, hoşgörülü ve anlayışlı bir toplum. Türkiye, yaşanması çok daha güvenli bir yer. İstanbul’da gece çıkıp gezdiğiniz gibi Londra’da veya Paris’te gezemezsiniz. Bu milletin bir türlü dejenere olmak bilmeyen bir sağduyusu, saygıdeğerliği, misafirperverliği ve bir saflığı var.” ifadelerini kullandı.

Toplumlarda sağlıklı bir aile alt yapısının önemine değinen Hünal, “Benim de oğlum var 3 yaşında. Biz bakıcısız, iki kişi ana-baba, evde bir köpek, kedi, kuşlar falan güzel bir aile hayatı yaşıyoruz ve çocuğa anne ya da babasının eksikliğini hissettirmemeye çalışıyoruz. Tek başına çocuk büyütmek gerçekten zor. Film de bir aile dramı için oldukça sürükleyici bir hikaye. Baba-çocuk ilişkisi çok eğlenceli fırsatlar da çıkartıyor. Onun için de seyircinin yüzünü güldürecek şeyler de var içinde.” değerlendirmesini yaptı.

İrem Helvacıoğlu da canlandırdığı “Serap” karakterinin, terk ettiği çocuğuna geri dönerek, eski eşinin hayatını alt üst eden bir kadın olduğunu kaydetti.

Filmde çiftin çok severek evlendiğini aktaran Helvacıoğlu, Serap’ın doğum sonra sendromu atlatamayıp, çocuğuna zarar vermemek için kaçmayı tercih ettiğini anlattı.

Helvacıoğlu, gerçek bir hikaye olduğu için senaryodan çok etkilendiğini vurgulayarak, “Bir çocuğum yok, nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla çok zor. Babam emekli bir asker. O yüzden buna benzer şeyler biz de yaşadık. Babamı günlerce görmediğim zamanlar oldu. Bu durumda her şey anneye kalıyor. Asker veya polis olmak gibi, onların eşi olmak da hakikaten çok zor bir şey. Bazen çocukluk anılarımda babamı bazı şeylere koyamıyorum çünkü ben genelini annemle geçirmiş oluyorum.”

“Babamla hep gurur duydum”

Güvenlik güçlerinin fedakarlıklarına dikkati çeken Helvacıoğlu, şunları aktardı:

“Ben babamla hep gurur duydum. Çok güzel, bir o kadar zor işler yaptığını biliyorum. Çok kritik kararlar vermek zorunda kalıyorlar. Mesela ben kimseyle kolay kolay küs kalamam. Çünkü üç dakika sonra ne olacağını bilmiyorum. O tedirginliği çocukluğumda hep yaşadım. Onlar bizim güvenliğimiz için varlar. Keşke hep barış olsa ve onlar aileleriyle daha fazla vakit geçirebilseler. Bu ülkedeki insanlarda geçmişten gelen bir birliktelik var. Kim olduğuna, ne olduğuna bakmadan ‘bizden biri’ olduğunu bildiğimiz için severiz insanları.”

Filmin yapımcılarından Salih Memişoğlu ise yaşanmayan bir şeyin hayalini bile kurmak istemediğini, o yüzden gerçek hikayeleri beyaz perdeye aktardıklarını anlattı.

Memişoğlu, filmde hayatı anlatılan polisle yaklaşık 20 yıllık arkadaş oldukları bilgisini vererek, “Yakın zamanda FETÖ’nün darbe girişimini yaşadık. Yüzlerce şehit var. Şehit çocuklarının, polis çocuklarının hayatları nasıl oluyor? İnsanların bunu görmesi lazım. Böyle bir travmayı anlatmak zorundayız. Ben polislerin ve polislerin yaşamını merak edenlerin filmi kesinlikle izlemesini isterim.” diye konuştu.

Özel harekat polislerinin zorlu hayatının anlaşılabilmesini umut ettiklerine işaret eden Memişoğlu, “Film, bütçesi itibarıyla da kendini gösterecek. Kaliteli, orijinal ve samimi bir film yapıyoruz. Yapımcılığı ortaklaşa üstlendiğimiz Ferudun Özdemir kardeşimin ilk filmi. Onun da aynı hassas duygularla hareket ettiğini biliyorum.” dedi.

Murat Gürvardar’ın yazıp yönettiği “Kızım ve Ben” filmin kadrosunda ayrıca Ayça Kuru, Teoman Ayık, Gizem Hatipoğlu, İskender Bağcılar, Merve Sarıtaş, Emre Özcan, Eniz Aybar, Tuncay Çağıl, Dursun Ali Şahin, Cem Cücenoğlu ve Barış Nalbant ile “Zeynep” rolünde çocuk oyuncu Zülal Memişoğlu yer alıyor.

Filmin, yıl sonuna kadar vizyona girmesi planlanıyor.

AA