“Saray kumaşı” Gaziantepli ustalara emanet

Bir zamanlar padişahların da kullandığı, “saray kumaşı” olarak bilinen ve 16. yüzyıldan beri dokunan kutnu kumaşı, Gaziantep’te ömrünü bu işe adayan ustaların elinde hayat buluyor.

Eklenme: 21 Mart 2017 - 11:26 / Son Güncelleme: 21 Mart 2017 - 11:26 / Editör: Büşra Kılıç

Geçmişte padişahların da kullandığı, 16. yüzyıldan günümüze gelen miras kutnu kumaşı, Gaziantep’te ömrünü dokumaya adayan ustaların elinde üretiliyor.

“Saray kumaşı” olarak da bilinen ve asırlardır süren kutnu dokuma geleneğini Gaziantep’te yaşatan ustalar, günümüz teknolojisiyle daha da hız kazanan motorlu tezgahlarda, çözgüleri ipek, atkıları pamuktan yapılan kutnu kumaşını dokuyor.

Çocuk yaşlarda başladıkları kutnu dokumayı senelerdir aynı şevkle sürdüren ustalar, her bir aşaması el emeği kutnuya alın terleriyle adeta hayat veriyor.

Çözgüden boyamaya, mezekten (ayıklama-sağlamlaştırma) cendereye kadar 7 farklı işlemden geçerek hazır hale gelen kumaşın her bir aşamasında ustalar çalışıyor.

Dedelerinden kalan kutnu ustalığını 10 yaşından beri sürdüren ve 8 metrelik mesafedeki iki duvar arasında gün boyu gidip gelerek ipliği dokumaya hazır hale getiren Cemil Kınacıgil (60) de bu ustalardan biri.

Duvarlara asılı ahşaplara boya aşamasından geçen ipekleri geren, tarihi kumaşa ömrünü adayan sayılı kutnu ustalarından Kınacıgil, AA muhabirine kumaşla geçen yarım asırlık öyküsünü anlattı.

Gaziantep’te 1957 yılında dünyaya geldiğini, dede mesleği kutnu dokumacılığının içinde büyüdüğünü belirten Kınacıgil, bu nedenle okula gidemediğini, okuma yazmayı askerde öğrendiğini söyledi. Kınacıgil, “Kutnuculuğu 3 kuşaktır yapıyoruz. Dedemden babama, babamdan bana kaldı. İşimi severek yapıyorum. Çocukluktan beri gözümü bunda açtığım için seviyorum. Çekirdekten yetiştik, bu işi gördük. Doğar doğmaz bu işin içinde olduğumuz için bununla haşır neşir olduk. Bir kardeş, ana, baba gibi.” diye konuştu.

Kutnu dokumacılığının “mezek” bölümünde çalıştığını aktaran Kınacıgil, “İpek boyacıdan gelir, ben de onu asar, kuruturum. Duvarda açarım, sararım. Hareketli oluşundan mı artık, nedense, rengarenk oluşandan mı severim. Bu duvar boyunca gidip gelerek kutnuya sevgimi katarım.” dedi.

Kınacıgil, maddi olarak karşılığını bulamasa da işini sevdiğini dile getirerek, “Bu işten bir ev sahibi bile olamadık. Bazen iş bozuk olunca, ‘Artık şu işi bıraksak da kurtulsak’ diyoruz. Biraz düzgün olunca koşarak, zevkle duvar boyunca gidip gelmek bana çok keyif veriyor. O ipeği açarak hareket etmek, yürümek dünyanın en keyifli işi oluyor.” ifadelerini kullandı.

“Gözümüzü açtık bu işi gördük”

Dokuma bölümünde çalışan Mehmet Erdal Elbay (47) da 10 yaşında başladığı kutnu dokumacılığı mesleğinde 37 yılı geride bıraktığını anlattı.

Kutnu dokumanın başlı başına bir sanat olduğunu ifade eden Elbay, “Bunun içinde yetişip büyümezsen kutnuyu yapamazsın. Tabii bu işin sıkıntıları da var. Devletin bu sanatı desteklemesi gerekir. Çırak yetişmiyor. Onun için bu sanat ölüp gidecek böyle. Eleman yok.” değerlendirmesinde bulundu.

Elbay, küçük yaşlardan beri yaptığı kutnu dokumacılığını sevgiyle gerçekleştirdiğini belirterek, “Sevmesek 37 yıldır yapmazdık. Gözümüzü açtık bu işi gördük. Sağlıklı, sıhhatli, naturel bir kumaş, katkı maddesi yok. Zamanımızda doğal kumaş bulmak pek nadir. Sevgin, bilgin, birikimin olmasa kutnuyu üretemezsin. Kutnunun her aşamasında doğallık var, her şeyi elde yapılıyor. Fabrikasyon bir şeyi fazla yok.” sözlerine yer verdi.

AA