Tarık Buğra, doğumunun 100. yılında anıldı

Tarık Buğra doğumunun 100. yılı dolayısıyla, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde gerçekleştirdiği bir panelle anıldı. Panelin oturum başkanlığını İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz yaparken, Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. Fatih Andı ve Prof. Dr. Özlem Fedai ise konuşmacılar arasında yer aldı.

Eklenme: 11 Ekim 2018 - 11:21 / Son Güncelleme: 11 Ekim 2018 - 11:42 / Editör: Arzu CİHANGİR
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz (sol) , Beşir Ayvazoğlu (orta), Prof. Dr. Özlem Fedai (sağ)

“Edebiyatımızın Yerli ve Milli Sesi Tarık Buğra” konulu program, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Programı yöneten İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, Tarık Buğra’nın 100. doğum yılında yad edilmesi konusunda özel ilgisi ve takibi için Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Dursun’a teşekkür etti.

Tarık Buğra’nın, Türkçe’nin medeniyet, sanat, kültür ve bir millet dili olarak varolması için kalemiyle verdiği mücadelenin önemini vurgulayan Yılmaz, “Tarık Buğra şüphesiz bizim edebiyatımıza, kültür hayatımıza, fikir dünyamıza yol açan, konak yapan ve insanlara kendilerini ifade edebilecekleri kendilerini bulabilecekleri mekanlar inşa eden bir isimdir.” dedi.

Edebiyatçı, şair ve yazar Beşir Ayvazoğlu, Tarık Buğra ile Tercüman ve Türkiye gazetelerinde birlikte çalıştıklarını hatırlatarak, kendisiyle tanışmasını, hatıralarını ve duygularını paylaştı.

Doğumunun 100. yılı vesilesiyle hatırlanmasının kendisini çok sevindirdiğini dile getiren Ayvazoğlu “ Tarık Buğra benim için Tarık ağabeydi. Sivas’tayken onun kitaplarını vitrinlerde görürdüm ama bizim zamanımızda kitap hem zor ele geçerdi hem de pahalıydı. Kitaplarını zor elde etmiş ve çok erken yaşlarda okumuştum Tarık Buğra’yı. Dünya çapında isimler olabilecekken geçimlerini temin için gazetecilik yapan isimlerden biriydi o. Usta bir fıkra yazarıdır, tiyatro eleştirmenidir, spor yazarlığı da yapmıştır. Müstear isimlerle çok yazı yazmıştır. Babası Mehmet Nazım’ın ismini de müstear isim olarak kullanmıştır.” diye konuştu.

Sanat anlayışını, fikirlerini, Türkçe ile ilişkisini anlattığı “Tarık Buğra’yı anlamak” başlıklı bir tebliği sunmak için Ankara’ya birlikte seyahat ettiklerini anlatan Ayvazoğlu, şunları kaydetti:

“O toplantıya trenle beraber gittik. Tarık abi uçağa binmezdi, en büyük zevki trenle yolculuk yapmaktı. Geç vakte kadar gider restoranda oturur, yemeğini yer, dostlarıyla sohbet eder, yataklı vagonda seyahat ederdi. O gece trende gece 3’e kadar sohbet ettik. Uzun uzun anlattı, Küçük Ağa kitabını nasıl yazdığını, ailesini, tiyatro eleştirmeni olarak yaptıklarını, edebiyat ve gazetecilik hayatında yaşadığı sıkıntıları anlattı.”

Ayvazoğlu, burada kendisinden dinlediği birçok bilgiye “Büyük Ağa Tarık Buğra” isimli kitabında yer verdiğini kaydederek, “Çok önemli bir romancı, özellikle ‘Küçük Ağa’ -genelde herkes Küçük Ağa’yı tek roman olarak bilir ama aslında iki romandır. Küçük Ağa Ankara’da diğer romanıdır- ‘Dönemeçte’, ‘Firavun İmanı’ önemli romanlarındandır. Çok eleştirilen romanlarından ‘Gençliğim Eyvah da çok dikkate değer bir romandır” dedi.

“Tarık Buğra’nın romanları büyük romanlardır.”

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Andı, Tarık Buğra’nın roman okumalarında ayrı bir yeri olduğunu söyledi.

“Bizim edebiyatımızda Tarık Buğra önce romancıdır.” diyen Andı, Buğra’nın yakın tarihi konu alan az sayıda roman yazarından biri olduğunu ifade etti.

Gençlik yıllarında okuduğu romanlarda Osmanlı’ya olumsuz ve küçümseyici bakış açısının dikkatini çektiğini ve bunun kendisini rahatsız ettiğini ifade eden Andı, “Bir gün lise yıllarında Küçük Ağa romanını harçlıklarımdan biriktirdiğim parayla Adana’nın büyük kitapçılarından birine gidip aldım. Okuduğumda gerçekten ‘işte bu’ dedim. Benim romanım tarihi bağlamda işte bu. Çünkü Tarık Buğra belki de o ilk gençlik çağının tarihe bakışının beklentilerinin, bizim neslimizin o delikanlılık çağlarının hızlı, dünyayı kurtarmaya endekslenmiş büyük davaların peşinde koşmayı kendisine rol olarak benimsemiş gençlerinin hoşuna gidecek bir şekilde Tarık Buğra’da bir muhalif duruş vardı. Aykırı bir yorum vardı, ‘Küçük Ağa’ romanında resmi tarihin dışına çıkıyordu. Beni sarsan da bu oldu. Tarık Buğra’nın romanları muhtevası, temaları, meseleleri itibariyle büyük romanlardır. Bir röportajında Buğra’ya İslamcı olarak nitelendirildiğine dair bir soru sorulur. Kendimi dindar olarak nitelendiriyorum ama İslamcı olarak niteleyemem. Keşke olabilsem, demiştir. Kendisini bir kampa ait olarak asla konumlandırmamış ama her zaman bir meselesi olmuş büyük bir edebiyatçıdır Tarık Buğra. Aynı meselelere tamamlayıcı cevaplar üreten iki yazar olarak Kemal Tahir’i de burada anmadan geçmek istemem. Tarık Buğra milliyetçi ve Müslüman bir yazardır” değerlendirmesine bulundu.

 

“Bireysel dramları anlatarak başladı”

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Fedai, Türk toplumunda romanın bir tarih veya sosyoloji kitabı gibi de okunabildiğini belirtti.

Tarık Buğra’nın 1949 yılından itibaren bireysel dramları anlatmaya başlayarak yazarlık serüvenine adım attığını ve bu hikaye kitaplarında 1980’lerde gelinen mesafeyi yakalamaya çalıştığını söyleyen Fedai, şunları söyledi:

“Onun yazdığı zamanlarda herkes toplumsal dramları kültür değişimlerinin sancılarını anlatan romanlar yazarken Buğra 1949’da yayınladığı ‘Oğlumuz’, Yarın Diye Birşey Yoktur’ ve ‘İki Uyku Arasında’ hikaye kitaplarında bireysel drama odaklanarak işe başlamıştır.”

İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz (sol) , Prof. Dr. Fatih Andı (sağ)

Tarık Buğra’nın doğumunun 100. yılı dolayısyla yurt genelinde çeşitli etkinlikler düzenlenecek.