Gazeteciliği, Üretimi ve Sunumu ile Kültür Sanat…

Gazeteciliğin en üretken, en faydalı alanlarından biri olmasına rağmen değeri geç ve güç anlaşılan kültür sanat gazeteciliğini, kültür sanat oluşumu, üretimi, sunumu ve haberleştirilmesi aşamalarıyla inceledik.

Eklenme: 17 Ocak 2020 - 10:08 / Son Güncelleme: 17 Ocak 2020 - 13:01 / Editör: Arzu CİHANGİR

Uzun yıllardır kültür sanat alanında habercilik yapan gazeteciler Zeynep Türkoğlu ve Samed Karagöz, 30 yıldır sanatla ve sanat mekanları ile iç içe bir ömür geçiren küratör M. Lütfi Şen, belediyelerden, bakanlığa önemli kurumlarda kültür-sanat yöneticiliği yapan Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy ile Kazlıçeşme Sanat Galeri’sinde buluştuk.

Kültür sanat ve mekân ilişkisini, bu alanda habercilik yapmanın zorluklarını, kültür üretimini ve halka sunumunu konuştuk. Onlar da çok samimi bir şekilde tecrübelerinden yola çıkarak yorumlarını, gözlemlerini, tavsiyelerini bizimle paylaştılar

.

Şanslı, bahtsız ama vazgeçmeyen kültür sanat gazetecileri

Senelerdir bu alanın içinde biri olarak kültür sanat gazeteciliği hakkında bize bilgi verirken Zeynep TÜRKOĞLU “Şanslıyız, bahtsızız, mutluyuz ve vazgeçmiyoruz. Kültür sanat gazetecileri arzu ettikleri bir işi yapıyorlarsa, şunu belirtmeliyim ki önceledikleri şeyler açısından biraz farklı insanlardır. İnsanı mutlu eden, besleyen bir tarafı vardır kültür sanat haberlerinin. Medyanın diğer alanları sizi beslemeyebilir aksine çok şey götürebilir.” diyor.

Hangi alanlarda haber yapmayı seviyorsunuz sorumuzu ise “Popüler olmayan, yeni ve ilk adımları seçerek haberleştirmek daha çok hoşuma gidiyor ve öncelediğim haberler de bunlar oluyor. Çok çalışan, eleğin üstünde kalmak için gayret sarf eden insanlar var. Bu gayretin karşılığı da yine bilinirlik. Evet, insanlar yaptıklarını kendileri için yaparlar ama insanlara yaparlar. O sesi duyurabilmek için de ben ilk adımlara öncelik veriyorum.” şeklinde yanıtlıyor Zeynep Hanım.

Kriz zamanlarında feda edilen sayfalar…

Kriz zamanlarında gazetelerde ilk feda edilen sayfalar hep kültür sanat sayfaları, TV ve radyolarda yine aynı programlar oluyor. Bu konuyu Samed KARAGÖZ üzülerek kabul ederken TÜRKOĞLU “Maalesef böyle bir gerçeklikle yüz yüzeyiz. Çünkü burada profesyonel yönetimler, sermaye, popülarite, ne satar ne tutar gibi düşünceler ortaya çıkıyor. Bunu realist bile bulmuyorum. Kriz dönemlerinde ilk vazgeçilen haberler, programlar kültür sanat alanından seçiliyor. Ne oluyor peki? Edebiyat, sinema, belgeselcilik en önemli ürünlerini aslında kriz materyalinden devşirmiyorlar mı? Bu insanlar köşelerine çekildi, doluyorlar, biriktiriyorlar, yazıyorlar, çiziyorlar. Şu da var elbette; günü gününe hak ettikleri değeri görmeyecekler belki. Ama tarihe not düşmeye devam edecekler. Akılda kalan sinema, edebiyat örnekleri dönemleri anlatır ve onlar tozpembe başlamazlar. Bunları kesinlikle iyi olduğunu söylemiyorum. Realist bir biçimde bunun neye dönüşeceğini öngörmeye çalışıyorum sadece.” ifadeleriyle yorumluyor.

Kurumların kültür sanat habercilerinden beklentileri var. Peki, gazetecilerin kurumlardan bu anlamda bir beklentileri var mı? Ajans haberciliği ve özel haberciliği bu anlamda nasıl değerlendiriyor gazeteciler?

Samed KARAGÖZ “Tabi ki, kaliteli içerikler haber oluyor. Çünkü hepimizin yerleri belli ve sınırlı. Biz de izleyicinin, okurun ilgisini çekeceğini düşündüğüm etkinlilere yer veriyorum. Örneğin bir ilçe belediyesi, ilçe kütüphanesini 24 saat açık hale getirmişse, bu dikkat çekici bir olay oluyor. Buna göre bunu haberleştirebiliyoruz.” derken,

Zeynep TÜRKOĞLU da “İşin doğrusu sadece kültür sanat alnında değil tamamen habercilikte kolaycılık peşindeyiz. Ajans haberciliğinden etkilenmeden, kendi gündemi oluşturabilenlere bakınca işin kendini parlattığını görüyoruz. Yani özverili olarak yapılan işler ilgilisine ulaşıyor. Bu manada kendi cümlesini kurmayı seven bir insanım. Bana gelen bültenlerden, etkinlik davetlerinden açıkçası bunu bekliyorum.” diyor.

İlçe, il, Türkiye ve dünyadaki birçok etkinlikte gördüğümüz Samed KARAGÖZ’e içeriklerini nasıl seçtiğini sorduğumuzda aldığımız yanıt “Ben Orta Doğu çağdaş sanatı ile ilgileniyorum. Ancak TRT World’de, dünyadaki kültür sanat olaylarını, mümkün olduğunca programıma taşımaya, haberleştirmeye çalışıyoruz. Bütün dünya bu anlamda geniş bir skala. Batı biraz daha ağırlıkta olabiliyor. Tiyatro, sinema, müzik endüstrileri daha çok Batı merkezli. İzleyici kitleniz global olunca da haliyle onlara daha çok yer vermeniz gerekiyor. Bunun dışında ajansların geçtiği haberlerden de seçimler yapıyoruz.”

“Ne yazık ki hiçbir kültür merkezinin sergi salonu baştan planlanmıyor”

30 yıllık meslek hayatı, 2.000 sergi düzenlenmesi ile Türkiye’de en az bilinen iş kollarından birinde aşkla çalışan küratör M. Lütfi ŞEN “Türkiye’de küratöryal serginin doğması, yapılması ve sunulması hem ekonomik hem salon, hem teknik gibi sebepler yüzünden çok zor. Ülkemizde sanat dünyası kendi kendini beslemiyor. Koleksiyonerlerimiz yeterince bilinçli ve gelişmiş değil. Zenginlerimiz sanat eserlerini almaktan, bu eserlerin kendilerine katacaklarından habersiz. Evinde orijinal eserin olduğu evde büyüyen çocukla olmadığı evde büyüyen çocuk arasındaki farkı idrak etmediğimiz sürece bu konularda yol alacağımızı sanmıyorum.” diyerek başlıyor sözlerine.

Sanat ve mekan bağlamından hareketle İstanbul’daki kültür sanat mekanlarını değerlendirmesini istediğimizde ise “Büyük büyük kültür merkezleri yapılıyor ve bir sergi açmak gerekliliği hissediliyor. İşin bu aşamasında bana gelenler oluyor. Bu konuda rekor sahibi olabilirim. Mimarlarımız içeriye bol bol cam koymuş, içeri girip dışarıyı seyredelim diye. Diyorum ki burası lokanta değil, restoran değil. Niye bir kültür merkezinin içine girdiğimizde dışarıyı seyredelim? Bir kere oraları kapatmakla işe başlıyoruz. Kapatınca da küçük mekanlar elde ediyoruz. Oralarda sergileme alanları üretmeye çalışıyoruz. Ne yazık ki hiçbir kültür merkezinin sergi salonu planını baştan tasarlayarak yaptığını görmedim. Buna müzeler de dahil. Tamamı camlarla kaplı, tuhaf müze binaları da gördüm. Bu anlamda Eskişehir’de açılan OMM (Odunpazarı Modern Müze) dışında örnek bir yapıya rastlamadık. Eskişehir’e uyumuyla, mimarıyla, duruşuyla son derece yukarıda bir müze oldu.” diyor.

Kültür-sanat hayatlarının her yerinde olan insanlar…

Yıllarca Zeytinburnu Belediyesi’nde kültür sanatın gelişmesi, halkla buluşması için çalışan, ardından bayrağı Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarlığı ve Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı görevleri ile ülke sathına taşıyan Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer ARISOY “Kişisel hayatımda kültür sanat bizim meşgalemiz. Bir hobi değil.” diyor ve kültür- sanat-mekan ilişkisine şu katkıda bulunuyor;

“Murat Başkan (Murat Aydın) ile 2009 yılında Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’ni (ZKSM) açtığımızda büyük bir kültür yayıncılığı yapma imkanımız oldu. Belediyemiz bu anlamda öne çıkmış oldu. ZKSM, 2009’dan beri Zeytinburnu’nun kültürel dönüşümünde, birlik beraberliğin güçlenerek sürmesinde büyük bir katkı sağladı.

Ardından uzun bir tarihi geçmişi olan Kazlıçeşme Sanat Galerisi’ni 2014 yılında açtık. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın katılımları ile Selahattin Kara Resim Sergisi’nin açılışı gerçekleşti ve bu mekan adını yaygın çevrelere duyurma fırsatı buldu. Kültür sanat muhabirlerini, yazarlarını davet ettik. Görünürlüğünün artmasını temenni ettiğimiz bir mekan burası. Tarihi binaların kültür sanata çok yakıştığını düşünüyorum. Zaman içinde buranın İstanbullu sanatseverlerin mutlaka uğradığı bir yer olacağına inanıyorum.”

Kültür-sanat üretimiyle, sunumuyla, haberleştirilmesi ve paylaşılmasıyla çok aşamalı, her aşaması insana, topluma önemli katkılar sunan bir alan. İçinde emek sarf edenleri, istifade edenleri besleyen, büyüten, geliştiren, estet hale getiren kültür ve sanata hayatımızda daha fazla yer açmak temennisiyle…

Haber – röportaj: Arzu Cihangir
Video-kurgu: Mevlüt Çiftçi
Gimbal kamera: Uğur Çelik